Uygur Türkleri katlediliyor. Sokaklar cesetlerle dolu…
06 Temmuz 2009 | admin | Haberler, Keşke Olmayasaydı |

Özerk bölge polisi ölü sayısının 140′a, yaralı sayısının 828′e çıktığını açıkladı. Özerk bölge polis müdürü Liu Yaohua, sokaklardan 57 ceset toplandığını, diğerlerinin de hastanede öldüğünü belirtti.
Çinli yetkili düzenlenen basın toplantısında, olaylarda 190′ı otobüs, en az 10 taksi ve iki polis aracı olmak üzere 261 motorlu taşıtın yakıldığını söyledi. Olaylar sonrasında yüzlerce kişinin gözaltına alındı.
Sabah saatlerinde bazı araçlar yanmaya devam ederken, ilk belirlemelere göre 203 dükkan ve 14 ev hasar gördü. Liu, onlarcası elebaşı olmak üzere olaylarla ilgili “yüzlerce kişinin gözaltına alındığını, olaylarda kilit rol oynadığından şüphelenilen 90 kişinin arandığını” ifade etti.
Şehirde ana caddelerin yanı sıra elektrik ve doğal gaz şirketleri ile televizyon istasyonu gibi önemli yerlerde güvenlik önlemleri artırıldı, komşu şehirlere giriş çıkışta kontrol noktaları oluşturuldu. Bu arada şüphelilerin sorgulanması için komşu bölgelerden etnik gruplara mensup 100′den fazla yetkili Urumçi’ye getirildi.
Çin’in resmi haber ajansı da yüzlerce kişinin gözaltına alındığını ve gözaltına alınanlar arasında olayların başlamasında rol oynayan 10’dan fazla kişinin de bulunuduğunu bildirdi.
Olayları yönetime karşı bir kalkışma olarak niteleyen Pekin yönetimi, Urumçi’deki durumun kontrol
altına alındığını duyurdu. Urumçi’deki görgü tanıklarıysa, kentte fiili sıkıyönetimin uygulandığını söylüyor.
Yüzlerce kişinin tutuklandığı olaylar sonrasında, görgü tanıklarına göre kentte fiili sıkıyönetim uygulanıyor. Uygur Türkleri, geçen ay bir fabrikada Çinlilerle çıkan kavgada iki Uygur Türkü’nün ölmesi ile ilgili olarak soruşturma talep ediyordu.
Sincan yönetimi ise, olayların arkasında, Amerika Birleşik Devletleri’nde sürgünde yaşayan Uygur lideri Rebiya Kadir’in bulunduğunu savunuyor.
Sincan’da 8 milyonluk Uygur nüfusun bir bölümü, bağımsızlık istiyor.
Olayların başlamasına neden olan dehşet görüntüler
yüksek olduğu bu bölgede Uygurlar ile Çinliler arasında sık sık çatışmalar oluyor.
Çin, Uygurların El Kaide ile bağlantılı olarak bağımsız bir devlet kurma çabası içinde olduğunu savunuyor. Uygurlar ise Çin’in ‘terörizm’ kisvesi altında kendilerini yok etme planı uyguladığını ileri sürüyor. Çin’in özellikle ‘11 Eylül 2001′ sonrasında uyguladığı baskı politikaları Uygurların büyük tepkisini çekiyor.
1 milyondan fazla nüfusa sahip Urumçi’de, 17 farklı etnik milliyet yaşıyor. Çin’in 1949′dan sonra Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ne uyguladığı göç sonrası, Han Çinlilerinin sayısı Uygurların nüfusuna yaklaştı. Sincan, Çince’de yeni sınır anlamına geliyor.
Resmi ajanslara göre 140 kişinin hayatını kaybettiği, 816 kişinin de yaralandığı olaylarda bölgeden gelen haberlerde resmi olmayan ölü sayısının yüzlerle ifade edildiği belirtiliyor. Sincan Üniversitesi ile şehrin banliyölerinin yakınlarındaki bazı yolların halen ulaşıma kapalı olduğu bildirildi. Bazı yollarda enkaz kaldırma çalışmaları sürüyor ve çok sayıda dükkan da kapalı durumda. Sincan’da 8 milyon Müslüman Uygur Türkü yaşıyor.
D. TÜRKİSTAN DAYANIŞMA DERNEĞİ: KAŞGAR’DA MİTİNG VAR
NTV canlı yayınına katılan Doğu Türkistan Dayanışma Derneği Başkanı Seyit Tümtürk, ölü sayısının açıklanandan çok daha yüksek olduğunu ve buna tepki olarak Kaşgar’da büyük bir miting
düzenleneceğini söyledi.
Tümtürk, “Son aldığımız bilgi 500’e yakın ölü olduğu doğrultusunda ama bunu teyit edemiyoruz. Çin haber kaynakları 140 diyor, bunu en az 4-5’le çarpabilirsiniz. Urumçi’nin beş ayrı mahallesinde binlerce kişinin katıldığı bir gösteri sözkonusu ve söylendiği gibi masum Çinliler’e saldırılmıyor. Görüntülerde iki Çinli kızın ağzının kanadığı ve iki panzerin yandığı gösterilerek olay çarpıtılmaya çalışılıyor.
Olayın aslı şudur: 26 Haziran’da Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün, Çin ve Urumçi ziyareti esnasında, Doğu Türkistanlıların, köle işçi olarak götürülüp çalıştırıldığı fabrikalardaki yatakhaneleri basıldı, yüzlerce kardeşimiz gece saat ikide katledildi. Biz 300 kişinin katledildiği bilgisini aldık. Bir hafta sonra da Urumçi’deki üniversitelerde öğrenciler ve öğretim görevlileri buna tepki olarak, demokratik bir şekilde sokağa çıktılar. Hiçbirinin elinde silah yoktu. Çin polisi bunların üzerine yaylım ateşi açarak, 500 kişinin ölmesine neden oldu” dedi.
‘BİNLERCE TÜRK ÖLDÜRÜLECEK’
Tümtürk şöyle devam etti:
“26 Haziran’da ve son olaylara tepki olarak, Türk dünyasının kalbi olan Kaşgar’da büyük bir halk mitingi gerçekeltirilecek. Çin bütün yayın imkanlarını Doğu Türkistan’da durdurmuş durumda. Bırakın hür dünyayla, Çin’in içinde bile iletişim kurulamıyor. Kaşgar’daki mitingde binlerce masum Türk katledilecek.
Bugün Doğu Türkistan’da 35 milyon Müslüman Türk haritadan silinmek üzere… Bu olaylar bir haftalık olaylar
değildir. Doğu Türkistan’da son 60 yıldır bir işgal var.” (Kaynak:Öztürkler.com)
Dışişleri Bakanlığı, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de meydana gelen olaylara sebebiyet veren sorumluların en kısa zamanda tespit edilmesinin ve adaletin tecelli etmesinin beklendiğini bildirdi.
Bakanlıktan yapılan açıklamada, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de dün meydana gelen olaylarda, edinilen ilk bilgilere göre 140′tan fazla insanın hayatını kaybettiğinin, 800 kişinin de yaralandığının derin üzüntüyle öğrenildiği belirtildi.
Açıklamada şöyle denildi:
“Olaylara sebebiyet veren sorumluların en kısa zamanda tespit edilmesini ve adaletin tecelli etmesini bekliyoruz. İstikrarlı ve müreffeh bir ülke olma yolunda hızlı adımlarla ilerleyen Çin Halk Cumhuriyeti’nde bu tür olayların ileride meydana gelmemesi için gerekli tedbirlerin alınacağına inanıyoruz. Yaralılara acil şifa, hayatlarını kaybedenlerin yakınlarına ve başta Sincan Uygur Özerk Bölgesi halkı olmak üzere tüm Çin halkına başsağlığı diliyoruz.”
BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki olaylarla ilgili Çin’den resmi bir açıklama beklediklerini bildirdi.
Topçu, yaptığı yazılı açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, 23 Haziranda Çin’i ziyareti sonrasında, böyle bir olayın gerçekleşmesini manidar bulduklarını belirtti. Topçu, açıklamasında şunları kaydetti:
”2002 yılında, Sayın Devlet Bahçeli’nin, Kaşgar ziyareti sonrası on binlerce tarihi eserin yakılıp dil yasağına gidilmesi hafızalarda iken, Sayın Cumhurbaşkanımızın ziyareti sonrası Uygur Türklerine karşı girişilen bu katliama dair Dışişleri Bakanlığının cevabı nedir? Sayın Başbakan, bu konu hakkında ne söyleyecektir? Hükümet, Çin’le ilişkilerinde hala hiçbir şey olmamış gibi mi davranacaktır? Bu olayla ilgili Çin elçisi Dışişleri Bakanlığı tarafından uluslararası esaslara göre dinlenilmiş midir?
Çin’in Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine mezalimi sürdükçe, Çin Devleti, Türk milleti için düşmandır. Çin’den resmi bir açıklama bekliyoruz. Uygar ve özgür dünyayı göreve çağırıyor ve bu katliama seyirci kalmamalarını istiyoruz. BBP, Doğu Türkistan davasını unutmayacak ve unutturmayacaktır.”
Topçu’nun, Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Başkan Yardımcısı Hayrullah Efendigil’i arayarak olaylarda hayatını kaybedenler için baş sağlığı dileğinde bulunduğu da bildirildi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ”Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki olaylarla ilgili olarak Türk hükümetinin saldırıların derhal durdurulması için vakit geçirmeden kararlı bir tutum sergilemesini, Çin hükümeti nezdinde gerekli girişimlerde bulunmasını ve uluslararası camianın harekete geçmesi için adım atmasını” istedi.
Bahçeli, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşanan olaylarla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, ”Çin Halk Cumhuriyeti’nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin merkezi Urumçi’de soydaşların maruz kaldığı saldırı ve katliamların Türk Milletini derin bir kedere ve endişeye sevk ettiğini” dile getirdi.
Bölgeden gelen ilk haberlere göre olaylarda 140 kişinin hayatını kaybettiğini, yaralı sayısının 800′ü aştığını belirten Bahçeli, şunları kaydetti:
”Uygur Türklerinin insanlık dramı Türk milleti için çok hassas bir konudur. Türk milletinin arzusu ve beklentisi, soydaşlarımızın Çin’in toprak bütünlüğü içinde temel hak ve özgürlüklerden yararlanacakları şartların ve ortamın hazırlanması ve maruz kaldıkları şiddet ve baskıların biran önce son bulmasıdır.
Bu olayların ve saldırıların Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bölgeye yaptığı ziyaretin hemen sonrasında meydana gelmesi düşündürücü ve esef vericidir. Türk hükümeti Uygurlu kardeşlerimize yönelik saldırıların derhal durdurulması için vakit geçirmeksizin kararlı bir tutum sergilemeli, Çin hükümeti nezdinde gerekli girişimlerde bulunmalı ve bunun ısrarlı takipçisi olmalıdır. Uluslararası camianın da bu insanlık ve hukuk dışı şiddet uygulaması karşısında sessiz kalmaması gerekir. Hükümet, uluslararası camianın bu konuda harekete geçmesi için de gereken adımları bir an önce atmalıdır.”
Bahçeli, MHP’nin, hükümetin bu yöndeki girişimlerini destekleyeceğini ifade etti.
Adnan OKTAR’nın Türkistanda yaşanan olaylara bakışı üstteki video
Çin, Doğu Türkistan’da, bir Uygur liderini ‘anavatanı bölmeye çalışmak’ suçlamasıyla kurşuna dizerek idam etti. 11 Şubat 2007 
2003′te Pakistan’da yakalanıp Çin’e iade edilen İsmail Semed, ‘bölücü eylemler için silah ve patlayıcı madde imal ettiği’ gerekçesiyle ölüm cezası almıştı. Suçunu işkence altında kabul ettiğini söyleyen Semed’e itirafçılar için yapılan ceza indirimi de uygulanmadı. Urumçi’de önceki gün gerçekleştirilen idam sonrası Semed’in eşi Buhejer cenazenin kendilerine mezarlıkta teslim edildiğini söyleyip, “Kalbinde kurşun izi gördüm” dedi. Buhejer, infaz kararının pazartesi tebliğ edildiğini ve son olarak o gün görüştüklerini belirtti. İnsan hakları örgütleri, idama tepki gösterdi.(netgazete.com)
Çin’in batısında, Uygur Türklerinin nüfusunun yoğun olduğu
Sincan bölgesindeki Kuka kasabasında düzenlenen saldırıda
8 kişi öldü, 4 kişi de yaralandı.
11 Ağustos 2008
Çin Depremi bahane ederek uygur mahallesini
yıkıyor.
Çin Yönetimi’nin Doğu Türkistan’daki Uygur toplumuna yönelik baskısı sürüyor.
New York Times Gazetesi’nin haberine göre Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki 350 bin nüfuslu Kaşgar şehrinin tarihi merkezi, “depreme karşı güçlendirme” bahanesiyle yıkılıyor. Orta Asya’nın en iyi korunmuş tarihi İslam yerleşimi olarak bilinen ve İpek Yolu’nun duraklarından biri olan Kaşgar’ın 1000 yıllık merkezinde oturan 900 aile, şimdiden şehir dışına taşındı. 440 milyon dolarlık proje kapsamında, birkaç yıl içinde eski şehrin en az yüzde 85’i yıkılacak. 13 bin aile şehir dışına taşınmak zorunda kalacak. Pekin Kültür Koruma Merkezi Müdürü Vu Lili ise, planın “kültürel ve tarihi açıdan aptalca” olduğunu belirtiyor. (Netgazete.com)29mayıs2009
Erdoğan: Olaylar vahşet boyutuna ulaştı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Şincan’daki olaylara değinerek Çinli yetkililerden “adalet mekanizmasını Türk insanının vicdanını rahatlatacak şekilde işletmelerini” istedi.
İSTANBUL - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Şincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.
Erdoğan Türkiye-Körfez İşbirliği Konseyi’nde yaptığı konuşmada şunları kaydetti:
“Olayları büyük bir kaygı, endişe ve üzüntüyle takip ediyoruz. Sadece bizlerin vicdanını sızlatmıyor. Bunları izleyen herkesi hayret ve dehşete düşürüyor. Türkiye’de yaşayan Uygur kardeşlerimizin ve bu acıyı yüreğinin derinliklerinde hisseden halkımızın da haklı olarak bu olaylara tepki verdiğini, endişe içinde olduğunu görüyoruz.
Her zaman için tarihi ve kültürel bağlarımız olan Uygurlu kardeşlerimizi, iyi ilişkiler içinde olduğumuz Çin’le aramızda bir dostluk ve iş birliği köprüsü olarak gördük.
Beklentimiz, vahşet boyutlarına ulaşan bu olayların acele olarak, ivedi olarak son bulması, sağ duyunun hakim olması, sorumluların hesap vermesi ve gereken tedbirlerin, evrensel insan hakları çerçevesinde bir an önce alınmasıdır.
Çinli yetkililerin olayın sorumlularını tespit etmesi ve adalet mekanizmasını Türk insanının vicdanını rahatlatacak şekilde gerçekleştirmesi önem taşımaktadır.
Türkiye Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi olarak, üzerine düşen görevleri ayrıca yerine getirmektedir ve getirmeye devam edecektir. Urumçi’de hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum.”
Çin idamlara hazırlanıyor
Şincan’da sular durulmuyor. Çin askerleri Urumçi’de teyakkuza geçti. Çin hükümeti ise gösterilerin sorumlularının idam edileceğini duyurdu.
PEKİN - Çin Komünist Partisi’nden yapılan bir açıklamada, Çin hükümetinin Şincan’daki gösterilerin ardında olan kişileri idam edeceği duyuruldu. Öte yandan Şincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki kanlı olaylar sürüyor. Bölgenin başkenti Urumçi’de 200 kişilik bir grup protesto gösterisi düzenledi. AFP’nin bildirdiğine göre, Hanların yaşadığı mahalleleri ayırmak için polisin kordon altına aldığı yerin yakınlarında toplanan Uygurlar, Hanları protesto etti.
Tüketiciden Çin’e Boykot
“ÇİNLİLERLE BİRLİKTE YAŞANAMAZ”
Son olaylar, artık Uygurların Çinlilerle birlikte yaşamayacağını göstermiştir. Urumçi’de 5 Temmuz günü barışçıl şekilde protesto yürüyüşüne çıkan kadın, çocuk ve gençler Çin hükümeti tarafından vahşice bastırılmıştır. Çin hükümeti, Doğu Türkistan’daki olaylarda, Uygurluları suçlu gösterme yoluyla güvenlik güçlerinin vahşi tavrını örtmeye çalışıyor. Çinlilerin nefteri körüklenmiştir; Uygurlara saldırılar başladı… “ÖLÜ SAYISI 1000′İ AŞTI” Son oalrak Urumçi’de, Çinlilerin saldırısı sonucu 4 Uygur kızının öldü haberini aldık. henüz protesto yürüyüşü bitmeden 400 kişinin öldüğü haberini aldık. Bence tüm bunları değerlendirdiğimizde, ben ölü sayısının 1000′i aştığını düşünüyorum. “YARALILAR ÖLÜME TERK EDİLDİ” Çinliler bölgeye çok büyük bir silahlı güç yerleştirdiler. Protescuları bastırıyorlar ve ölenlerin çoğunluğunu Uygurlar oluşturuyor. Çin hükümeti, tutuklanan Uygurlu sayısını 1500 olarak ilan etti ancak alınan haberlere göre olaylar başka yerlere de sıçradı. Oralarda da gösteriler yapıldı, çatışmalar çıktı. Bizim dün aldığımız haberlere göre, tutuklanan kişi sayısı 5000′i geçiyor. “ÜÇ BİN ÖLÜ ABARTI OLMAZ” Bence ölü sayısı yükselebilir. Çünkü yaralılar var. Bu rakam Çin hükümetine göre 800 ve bunlar ölüme terk edilmiş durumda. Ben, 2000 - 3000 ölü sayısını abartılı bulmuyorum. Rabia Kadir Çin’in kendisini olayları başlatmakla suçlamasıyla ilgili soruya şu cevabı verdi: “Çin, Doğu Türkistan’ı işgal ettğinden beri baskıcı politika izledi. Dini, örfi, adeti baskı altına aldı. Siyasi baskı 60 yıldır devame diyor. Ekonomik baskı sürüyor. Özellikle Çin’in iç bölgelerinden Doğu Türkistan’a milyonlarca Çinli yerleştirildi. Doğu Türkistan’daki genç kadın ve kızlar, Çin’in içlerine taşınmaya başlandı. Doğum kontrol uygulaması ile 7-8 aylık bebekler bile anne karnından alındı. Vahşi bir politika yürütmüştür. İşte bu siyaset, Uygurların sabrını taşırmış ve tabi bir sonuç olarak bunlar yaşanmıştır. Yakın zamanda, Doğu Türkistan’ın tarihi şehri Kaşgar, yeniden imar bahanesiyle bozulmuş ve tahrip edilmiştir. Uygur medeniyetini yok etmeye çalışıyorlar. “OLAYLARLA İLGİM YOK” Bana yöneltilen suçlamaları reddediyorum. Bütün sorumlukluk Doğu Türkitanda’ki Komünist Partisi Başkanı ve Yerel Hükümet Başkanı’ndadır. Herkesin yürüyüş yapma ve protesto hakkı vardır. Tüm dünyadaki Uygurları protestı yürüyüşü yapmaya çağırıyorum. Etrafımdaki kişilerle birlikte Doğu Türkistan halkının durumunu dünya kamuoyuna anlatmaya çalışıyorum. Çiin hükümeti de benim bu faaliyetimi ve gelecek desteği yok etmeye çalışıyor. “TÜRKİYE İKİ KEZ BENİ REDDETTİ” Türkiye’ye giremediği konusundaki haberlerin hatırlatılması üzerine çevirmeni Kadir’in Türkiye’ye giriş talebinin iki kez reddedildiğini söyledi. ”Talep 2006 ve 2007 yıllarına aitti. Ancak Türkiye Washington Büyükelçiliği vize vermedi. Gerekçe ise ‘Türkiye’ye girmesi istenmeyen şahıs’tı” ifadelerini kullanan çevirmenin ardından söz alan Kadir, ”Çin yönetimimn baskısı mı var Türkiye üzerinde?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Elbette ki Çin hükümetinin baskısı olduğunu düşünüyorum. Ancak vize verilmemesi beni üzmedi. Türk halkının Doğu Türkistanlılara desteği devam ediyor önemli olan da budur. Seyit Tümtürk benim yardımcım ve Türkiye’de faaliyetlerde bulunuyor. Türk Büyükelçiliği’ndeki sekreter, yetkili hanım neden olarak ‘Siz Türkiye’ye girmesi sakıncalı kişi olarak gösteriliyorsunuz. Onun için vize veremeyiz’ dedi. Ben de ona ‘Türkiye benim vatanım saylır bir gün gireceğim’ dedim. ” TÜRK KARDEŞLERİMİZE TEŞEKKÜRLER “Ben her şeyden önce son olaylarda Doğu Türkistan’da Türkiye’deki kardeşlerimizin bize gösterdiği destek ve yardımdan dolayı teşekkür ederim. Bizim derneklerimizin orada yaptığı gösterilere katılan tüm kardeşlerimize teşekkür ederim. Türkiye hükümetine, Uygur siyasi aktivistlerini Çin’e geri göndermediği için teşekkür ederim. Oradaki kardeşimizin vatandaşlık meselelerinin halledilmesi istiyorum. Oraya gelecek olan Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin vatandaşlık işlerinin halledilmesi istiyorum.” Rabiya Kadir, programın sonunda, bir şey söylemek istediğini belirterek, “İki kelime Türkçe… Ben Türk kardeşlerimle böyle Türkçe konuştuğum için çok memnunum” dedi. kaynak:bugun.com.tr
| 12 Ağustos 2008 |
| Çin Dışişleri’nin Türkiye’ye tehdidi |
“Siz Uygur Türklerine yardım ederseniz biz de PKK’ya yardım ederiz” işte Çin Dışişleri’nden Türkiya’ya mesajı… Doğu Türkistan’a bir zamanlar yakın görünen ve 94 yaşında Türkiye’de ölen Uygur lideri İsa Yusuf Alptekin’in cenazesine katılan AKP ileri gelenlerinin şimdi neden Sincan’dan uzak durduğunu merak ediyordum. Merakımı gidermek için Sincan’da Uygur aydınlara ve Pekin’de gittiğim İngilizce kitap satan bir kitapçıda tanıştıklarıma sormadan edemedim. Aldığım yanıt hep aynı doğrultuydı: “Çin Halk Cumhuriyeti Dışişleri Türkiye’yi tehdit etti: “Siz Uygurlara yardım ederseniz, biz de PKK’ya yardım ederiz” Bu tehdidi Sincan’da duymayan Uygur kalmamıştı. Biri şöyle konuştu. “Bizim Allahtan başka sahibimiz yok. Koskoca Çin’e hangi ülke kafa tutabilirki. Bakın Sharon Stone. Depremden sonra söyledikleri yüzünden Çin tarafından karalisteye alındı ve sonunda ona özür dilettiler.” Çin, gerçekten uğraşmak istediğiyle rahat uğraşıyordu. Dünyaya hükmetme yolunda bir güçtü. Türkiye’de bunu bildiğinden Doğu Türkistan’dan uzaklaşmış, Uygur Türkleri ile bağları kesmişti. İnsan Hakları Koruma Grubu Human Rıghts Watch Asya Bölümü Araştırmacısı Nicholas Bequelin, 3 yıl önce Sincan’a en son girebilen bir araştırmacı idi. Uluslararası Af Örgütü’nden kimseye Sincan’da inceleme yapması için izin verilmemişti. Son iki yılda Sincan’a girip insan hakları ihlallerini araştırabilen tek yabancı bendim. Kaldığım üç hafta içinde Ürimçi’de Kapalıçarşı karşısında fotoğraf çeken iki yabancı turist dışında kimseyi görmedim. Kaldığım dört yıldız otellerde de benden başka Avrupalı yoktu. Hong Kong’da yaşayan Nicholas Bequelin, ile Londra’da döndüğümde telefonla konuştuğumuzda benim Sincan’a girebilmeme çok şaşırdı. Çin hükümetinin uyguladığı baskının ülkede siyasal ve kültürel ayrımcılığa yol açtığına dikkat çekerken araştırmacı 2005 yılından bu yana Sincan’a sokulmadığından Uygurlarla ilgili yeni bir rapor hazırlayamamıştı: “Çinliler, Uygur kimliğini yeniden şekillendirmeye çalışıyorlar. Ugurların dili ve kültürüne adeta kıyım yapılıyor. Bu uygulama Sovyetlerin Orta Asya’da yaptıklarına benziyor. Uygur halkı korku içinde yaşıyor. Türkiye’nin PKK sorunu ile Çin’in Uygur sorunu arasında benzerlikler var. Bu arada Erdoğan hükümetinin Uygur Türklerinden uzaklaştığını fark ediyoruz.” Ben Ürimçi’deyken tesadüfen bulduğum Türk folklor ekibini T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sincan’a göndermişti. Yakında da Kürşat Tüzmen başkanlığında bir heyetin Sincan’a gelmek üzere olduğunu öğrendim. Türk heyetinin gelişi olimpiyatlar sonrasına ertelenmişti. Türk hükümeti, belki de Sincan’daki Uygur Türkleri yerine dünyanın yeni süpergücü Çin ile ilişkileri sağlam tutmayı tercih ediyordu SİNCAN’DAN VE ÇİN’DEN AYRILIŞ Sincan’dan ayrılacağım gün, bu kez 200 mm’lik teleobjektifimle Kapalıçarşının yolunu tuttum. Amacım gitmeden önce çarşının etrafında sürekli tur atan silahlı beş kişilik timin resmini çekmekti. Yarım saat pusuya yattım. Baktım uçağı kaçıracağım Ürimçi Havaalanı’na gittim. O akşam Pekin’e geçemezsem ertesi sabahki uçakla saat 13.35′de Pekin’den kalkacak uçağa yetişemiyordum. Son dakika bir kontrola alınırım ve USB kartımda sakladığım fotoğrafları kontrol ederler diye çekiniyordum. Çektiğim resimler devlet sırrı değildi ama Çinlinin sağı solu belli olmazdı. Sincan’daki gizli servis elemanlarından benim Uygur Türkleriyle görüşmelere yaptığım istihbatı geldiyse Çin’den elimi kolumu sallaya sallaya çıkmam bir az zordu. Allahtan korktuğum başıma gelmedi ve dünyanın en güçlü gizli servisi beni farketmeden uçağıma binebildim. Pentagon’un bilgisayarlarına girebilecek kadar güçlü Çin gizli servisinin beni farketmemesine aklım ermiyordu. Ama internetim bağlantımın otelde birkaç kez kesilmesi ve telefonumun sadece Çin’de arasıra aniden açılıp kapanması şüpheliydi. Belki de izlenmiştim hatta belki de arabada şoförümün polis kartlı arkadaşı tarafından yaptıklarım kontrol altında tutulmuştu da ben farkında değildim. Air China 10 Haziran saat 13.35′de Pekin’den 8163 km uzaklıktaki Londra’ya havalandığında not defterimi çıkartarak o güne kadar yazamadığım notlarımı yolculuk boyunca kalem aldım. Kimse Tibet gibi Sincan’da bir ayaklanma beklemesin. Ekonomik damarına dokulmadığı sürece Uygurların dev Çin’e başkaldırmaya cesareti kalmamış. Çin Uygurları öyle sindirmiş, korkutmuş ki kimse ayaklanmayı aklından geçirmiyor. Yoksa bu kişileri Sincan’da bulurdum. Türk gazetecisi olduğum için bana güvenip açılırlardı. Çin rahat nefes alsın Uygur sorunu dışarda körükleniyor ama içerde fikir özgürlüğü hiç olmadığı için örgütlenme yok. ÇİN UYGUR SORUNUNU NASIL ÇÖZÜYOR? 1.Sincan’a Uluslarası Af Örgütü, Human Rights Watch gibi insan hakları savunucusu örgütlerin girmesine izin vermediği gibi Batılı gazetecileri de içeri sokmuyor. Her geçen gün daha çok büyüdüğü için kimse Çin’e kafa tutamıyor. Çin Halk Cumhuriyeti kimseyi zaten takmıyor.Sadece Olimpiyat şovu yapmaya hazırlandığı için aleyhinde yazı çıkmamasına özen gösteriyor. 2.Uygurca televizyon kanallarına ve okullarda Uygurcaya izin verdiği halde Sincan’da Çince konuşamayan Uygurlara devlet işlerinde ekmek yok. 3. Uygurların dinine karışmıyor görünüyorsa da politik vaazlara tolerası yok. Tüm camiler kontrol altında. Kontrol edemediği camilerde Çin cuma namazına bile izin vermiyor. Emekliler camiye giderse “Git emeklilik paranı camiden al” diyor. 4.En ufacık bir taşkınlık yapan Uygur, şu anda yargılanmadan içeri alınıyor. Adi kavga yapanlar bile olimpiyatlar bitene kadar cezaevlerinde kalacak. Cezaevlerinin şimdiden ağzına kadar Uygurlarla dolduğu ileri sürülüyor. 5.Tutuklanan Uygurlardan haber alınamadığı gibi, kayıpları aramaya bile kimse cesaret edemiyor. 6. Uygur bölgesinde çok az Uygur polis var. Sincan’daki Çin Ordusunda askere alınan Uygurlar yok gibi. Ordu yüzde 99 Çinlilerden oluşuyor. 7. Çin, Uygurları terörist gibi görmesine rağmen, bu etnik azınlığın Pekin ile büyük bir birlik beraberlik ve barış içinde olduğunu dünyaya ilan ediyor. 8.Genç Uygur kızları fahişeliğe itildiği gibi, Uygur halkı da gece hayatı, içki, kadın ile oyalanarak politikadan uzak tutuluyor. 9.Hiçbir Uygurun fikir özgürlüğü yok. Kimsenin politika yapma hakkı yok. Uygurların tüm telefonları dinleniyor. İnternet görüşmeleri yakından izleniyor. Kimse yasak sitelere girmeye cesaret edemiyor. 10. Çin’in Uygurlara baskısını bir yabancının farketmesi çok zor. Korkudan kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Telefonla bile yurtdışındakşi yakınlarına en ufak bilgi veremiyorlar. 11.Uygur mahalleleri çok sıkı güvenlik kontrolü altında.Çin polisi sikah taşımadığı halde Uygur mahallelerinde 24 saat devriye gezen 5 kişilik silahlı timler, en ufak bir taşlınlığa bile izin vermiyor. Olimpiyatlar bahane edilerek baskı arttırılmış vaziyette. Uygurların şehirlerarası gidiş gelişleri bile sıkı kontrol altında. Şehirlerarası yollarda sürekli kimlik kontrolü yapılıyor. Kimliği olmayanlar sorgu sualsiz olimpiyatlar bitene kadar içeri atılıyor. 12. Çin Uygur halkını korkuyla bastırıyor. Uygurlar o kadar korkmuşki tek kelime şikayette bulunamıyorlar. İçerden çıkanlar öyle işkence görüyorlarki özgürlüklerine kavuştuklarında tek kelime edemiyorlar. 13. Çin evlenmemiş Uygur kızları göçe zorlanıyor denemez ama bekar kızlar daha iyi bir hayat vaadiyle kandırılılıyor ve Sincan’ı terketmeye teşvik ediliyor. 14. Çin, Uygurların sınıra bile yaklaşmalarına izin vermiyor. Kaçmaya yeltenenler tereddüt edilmeden öldürülüyor. Eskiden kaçanların bile aileleriyle temasları yok. Temas olsa Sincan’da geride kalanlar datoplanacak RAKAMLARLA UYGUR TÜRKLERİ Resmi kayıtlara göre 17 milyonluk Sincan’da 7.2 milyon Uygur Türkü yaşıyor. Toprak büyüklüğü bakımından 1.6 milyon kilometrekare yüzölçümüyle Çin’in en büyük eyaleti olan Sincan, alan olarak ülkenin altıda birine sahip olmasına rağmen nüfusu Çin nüfusunun yüzde ikisini geçmiyor. Konuştuğum Uygurlular “Atalarımızın bir kısmı Anadolu’ya göçtü. Doğu Türkistan’da ise “anavatan”ın bekçisi olarak Uygur Türkleri geride kaldılar” dediler. Sincan’da Uygurlardan sonra en kalabalık nüfus 6 milyon nüfus ile Han soyundan gelen Çinlilerdi Ayrıca 1.1 milyon Kazak, 600 000 Müslüman Hui, 142 000 Kırgız, 120 000 Moğol, 30 000 Tacik, 15 000 Özbek ve 5 000 Tatar başta gelmek üzere Çinliler dahil 56 azınlığın olduğu resmi kayıtlarda belirtiliyor. Her yıl Sincan’a en az 250-300 bin civarında Çinlinin göçmekte olduğu iddialar arasında. Uygurlu genç kızlar, iç bölgelere göçe zorlanırken Çinlilerin Sincan’a göç etmesi teşvik ediliyor. Moğolistan, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Kazakistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Rusya ile sınırı olan Sincan , zengin doğal kaynakları yüzünden Çin için çok stratejik bir öneme sahip bir eyalet. 8 komşu ülkenin üçü nükleer güce sahipken Sincan’da da nükleer testler yapıldı. Güney ve batı sınırları Bağdat ve Yeni Delhi’ye Pekin’den daha yakın. Pekin başkent Ürimçi’den 4 bin km ve uçakla 3 saat 40 dakikalık mesafede. İstanbul’dan Londra’ya da ayni saatte uçuluyor. Tarih boyunca Türkler bu bölgenin hakimiydi ve Anadolu dahil dünyanın dött bir tarafına göçler bu Sincan’dan yapıldı. 1757 yılından bu yana Çinlilerle Doğu Türkistan’daki Uygur Türkleri arasında gerginlikler yaşandı… 1866 yılında kurulan Uygur devleti Sultan Abdülhamid döneminde Osmanlılarla ilişkiye girmiş, hatta Babıali’den maddi yardım bile almıştı. 1878 yılında Çinlilerin Uygur devletine son vermelerinden sonra bağımsızlık hareketi durmadı. 17 Nisan 1933 tarihinde Hoca Niyazi’nin başkanlığında Doğu Türkistan Cumhuriyeti ilan edilmişse de kısa bir süre Çin ve Sovyet kuvvetleri hareketi bastırdı. Ekim 1949′da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla Doğu Türkistan tarihe karıştı.. Bugünkü Sincan Uygur Özerk Bölgesi , altı yıl sonra 1 Ekim 1955′de kuruldu.kaynak Hürriyet
Ankara’dan Çin’e ilk yaptırım 8 Temmuz 2009
Çin’in Ankara’daki maslahatgüzarı Dışişleri Bakanlığı’na çağrılarak, “Türkiye olanlardan çok rahatsız. Sessiz kalamayız” denildi, olaylar hakkında bilgi istendi. Çin’den ayrıca şiddet olaylarının hemen yakalanarak gerekli cezanın verilmesi de istendi. Dışişleri Bakanlığı, “Uygur halkı ile Türk halkı arasında akrabalık bağları bulunmakta, bu nedenle Uygur halkının acılarını paylaşmaktadır” mesajı verdi. Kaynak: Hürriyet.comtr
Doğu Türkistan’ın başını Anasol-M yedi

1999-2002 yıllarında iktidar olan Ana-Sol-M hükûmeti’nin T.B.M.M.’nden güvenoyu alan “Koalisyon Protokolu”nda Çin Halk Cumhuriyeti’ne adeta “dokunulmazlık” ve “tek kayırılan ülke” statüsü kazandırıldığı ortaya çıktı. Çin Halk Cumhuriyeti’ne özel olarak yer verilen protokolle Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistan kökenli Türklere ait vakıf ya da derneklerin Çin’i hedef alan her türlü protesto gösterilerine izin verilmemesi öngörüldü, bir başka ifadeyle yasaklandı. Çin Halk Cumhuriyeti’nin resmi talebi üzerine bu genelgeyi yayınlayan eski Başbakan Mesut Yılmazdı. Bu dayatmaya boyun eğense Ecevit ve Bahçeli’ydi. O dönemde bu konuyla ilgili en sert eleştiriyi de sonradan suikasta uğrayarak öldürülen gazeteci-yazar Necip Hablemitoğlu kaleme almıştı. “Çin’le İlişkilerimizde Gözardı Edilen: Doğu Türkistan” başlıklı yazısında Hablemitoğlu, Çin Halk Cumhuriyeti’nin resmi talebi üzerine bu genelgeyi yayınlayan eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın nerede yanıldığı ve sonra da niçin bu hususun “Koalisyon Protokolu”nda yer almasında diretmediği, Ecevit ve Bahçeli’nin neden bu dayatmaya boyun eğdiği sorularına cevap aramıştı. İşte Hablemitoğlu’nun yazısında bu sorulara cevap aradığı o bölüm: diplomatik dokunulmazlığa sahip temsilciliklerimize her fırsatta saldırılar vaki olurken, bunlara yaptırım uygulayamayan, önleyemeyen Türkiye, nasıl olur da Çin’in bu yoldaki taleplerini “komutanından emir alan bir ast edasıyla” hemen yerine getirir?!. Bu ülkenin duyarlı insanlarını bir genelge ile “zaptürapt” altına alabileceğini sanan Mesut Yılmaz ve Anavatan Partisi yönetimi, bu ödünün karşılığında Çin’den ne almıştır, sorusunun cevabı ise çok daha yüzkızartıcıdır, koskoca bir hiçtir…
2. Çin’de binlerce yıldır Doğu Türkistan olarak bilinen ve sonra Mao döneminde “Şin Jiang” olarak adı değiştirilen Uygur Özerk Bölgesinde (ki 1.828.418 kilometrekare büyüklüğü ile tüm Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1/6’sını oluşturmaktadır) yaklaşık 30.000.000 Türk (çoğunluğu Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar vb.) yaşamaktadır. Petrol, doğalgaz, uranyum gibi stratejik değere sahip çok zengin maden rezervlerine sahip olan Doğu Türkistan Türkleri, Mao dönemiyle birlikte inanılmaz baskılara muhatap edilmişlerdir. Asimilasyonu hedefleyen Çin’in azınlık politikası sonucu, binlerce aydını idam edilen, cahil ve geri bırakılan, temel hak ve özgürlüklerden yoksun tutulan Doğu Türkistan Türkleri, bunca baskının üstüne, Çin Hükûmeti’nin nükleer silah denemelerine -hiçbir bilimsel koruma önlemi alınmaksızın- maruz kalmışlardır. Mao sonrasında bütün bu baskılar, hem de uygar dünyanın gözleri önünde el’an devam etmektedir. Abdullah Öcalan’ın yakalanması ve yargılanması sürecinde tüm dünyadan gelen ve hepsi de “insan hakları” patentli müdahalelere karşı hiçbir şey yapamayan Türkiye, eli kanlı bir terörist için bile her türlü müdahalenin yapılabildiği bir dönemde, 30.000.000′luk soydaş kitlesine bırakın -insan hakları açısından- sahip çıkmayı, onlara baskı yapan faşist Çin Hükûmeti’nin taleplerine boyun eğmeyi yeğlemiştir. Bu kişiliksiz politikanın sorumlularının bu ülkede “milliyetçilikten” bahsetmeye hakları olmasa gerektir… 3. Çin’deki Türklerin insan hakları ile ilgili girişimlerde bulunmaktan kaçınan ve Türkiye’deki Türk vatandaşlarının da bu soydaşlarının haklarına sahip çıkmasını yasaklayan bu sapkın zihniyetin sahipleri, kendilerini savunabilecek iki gerekçeyi önesürmektedirler: Birincisi, Çin ile ikili ekonomik gelişmelerde tıkanıklık yaratmamaktır. Oysa, toplam ihracaat ve ithalatda Çin’in yeri, Almanya, Fransa, A.B.D., Rusya Federasyonu ve hatta İtalya’dan geridir. Çin sadece mal satılacak büyük bir Pazar değildir, aynı zamanda tüm ürettiklerini dünya pazarlarına sokabilen büyük bir ekonomik devdir. Üstelik, almadan asla vermeyen milliyetçi bir ekonomik anlayışa sahiptir. Bir başka ifadeyle, Türkiye Çin için -tıpkı Japonya örneğinde olduğu gibi- Avrupa Topluluğu ülkelerine sıçrama tahtasıdır, olanakları geniş bir pazardır. Dolayısıyla “Çin her sattığımızı almaya hazır, aç bir açık pazardır, Çin’i kaybetmeyelim” gerekçesi cahilce yapılan kısır bir varsayımdan öteye gidemez. İkincisi, bir dost ülkenin içişlerine müdahale sakıncasıdır ki, bu gerekçelerin en mantıksızıdır. Şöyle ki: 4. Çin Halk Cumhuriyeti, 1960′lı yılların sonlarından itibaren Türkiye’nin içişlerine iki ayrı yönden müdahale etmektedir: Birincisi, Türkiye’de “Maocu” olarak ortaya çıkan yapılanmalara tam bir lojistik destek vermek; ikincisi ise, daha önce Türkiye’ye göç etmiş Doğu Türkistan cemaatini kontrol altında tutmak!.. Çin bu amaçla Türkiye’deki servis elemanları vasıtasıyla çok büyük meblağlar akıtmıştır, akıtmaya da devam etmektedir. Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi’ne bağlı MSS (Devlet Güvenlik Bakanlığı), Guoanbu (Guojia Anquan Bu), MPS (Kamu Güvenlik Bakanlığı), Halk Kurtuluş Ordusu bünyesi içindeki 8341 Unit-Central Security Regiment örgütünün İkinci Departmanı ve Uluslar arası İrtibat Departmanı ve Yeni Çin Haber Ajansı (Xinhua), Türkiye ile ilgili tüm istihbarat ve ajitasyon faaliyetlerinden müteselsilen sorumludur. Çin İstihbaratının faaliyet gösterdiği 50′nin üzerindeki ülke arasında Türkiye ön sıralarda gelmektedir. 1949′da Çin Komünist Partisi’ne bağlı olarak kurulan ve başlangıçta KGB tarafından yapılandırılan Çin İstihbarat Servisi, Mao’nun ölümünden sonra, yakın zaman öncesine kadar (ilişkiler bozuluncaya kadar) C.I.A. tarafından modern yapılanmaya kavuşturulmuştur. Dolayısıyla asla küçümsenmeyecek deneyimli kadro ve tekniklere sahiptir. Servisin Birinci ve Dördüncü Bürosu Doğu Türkistan Türkleri ve Çin’e gelen Türk vatandaşları ile ilgilenirken, İkinci, Altıncı, Sekizinci ve Dokuzuncu Büroları ile Dış İlişkiler Bürosu Türkiye’ye ve diğer hedef dış ülkelere yönelik faaliyet göstermektedir. Servisin, Yeni Çin Haber Ajansı’nın yanısıra, yönetim ve uluslar arası ilişkiler alanlarında elemanlarına akademik düzeyde eğitim veren iki enstitüsü de bulunmaktadır. Çin Servisi’nin Batı’daki en önemli desteği, Almanya Dış İstihbarat Servisi olan BND (Bundesnachrichtendienst), Ortadoğu’daki ise İran’ın malûm servisidir. Almanya, İran ve Çin ekseninde en önemli hedef ülke ise jeopolitik konumundan dolayı Türkiye’dir. Çin, Almanya ve İran ile aleni işbirliği yaparken, Irak, Libya ve Yugoslavya’ya da aleni destek vermektedir. Dikkat edilecek olursa, bu ülkelerin hepsi, A.B.D.’ne ve Türkiye’ye karşıdır. A.B.D., Sovyetler Birliği dağılıncaya kadar Çin’deki tüm insan hakları ihlâllerine ve Doğu Türkistan Türklerine yapılan baskılara gözlerini kapatarak destek verirken, son yıllarda yolları ayrılmıştır. Şimdi, C.I.A., Tibetlilerin yanısıra Doğu Türkistan Türklerinin haklarını arama çabasına girişmiştir. Elbette ki samimi değildir, çifte standart uygulamaktadır, ama ülkesinin bölgedeki çıkarlarının gereğini yerine getirmektedir. Ya Türkiye?!. 30 Milyonluk bir soydaş kitlesine arkasını dönmeyi ve demokratik tepkileri boğmayı yeğleyen sünepe bir devlet imajı çizmiştir. A.B.D. Hükûmeti’nin birinci derecede kayırılan ülke statüsünden çıkardığı Çin Halk Cumhuriyeti’nin talebini “emir” kabul ederek yerine getirmek, Türkiye’nin uluslar arası gelişmeleri ve değişimleri iyi algılayamadığı gibi değerlendirmelere yol açmıştır. SONUÇ: Bir halk özdeyişiyle “almadan vermek Allah’a mahsustur”. Çin Türkiye’ye ne vermiştir ki karşılığında bu ayrıcalığı hak etmiştir? Türkiye bir “muz cumhuriyeti” değildir; gösteri hakkı Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Bir genelge ile anayasal bir hakkın yasaklanması, sınırlandırılması mümkün değildir. Bu aczi sergileyen yöneticiler, “Abdullah Öcalan idam edilmesin” yolundaki dış baskılara nasıl direnebileceklerdir? Sayın ANAP yöneticileri bu ödün kapısını Çin’e sorumsuzca açarken, diğer hasım ülkeler için de kötü bir örnek sergilemişlerdir. Hiç şüphesiz bunun arkası gelecektir. Ama daha da önemlisi akıllara vahim bir soru gelmektedir: Kendilerini Alman ekoluna mensup kabul eden kimi politikacılar, Çin’e Almanya istediği için mi koşulsuz ödün vermişlerdir? Alman ekolu, A.B.D. ekolu, Arap ekolu… Yazıklar olsun!.. Ama bugünkü Türkiye gerçeği maalesef bu!.. Milliyetçilik de, müslümanlık da, demokratlık da bunların tekelinde!..Kaynak:TIMETURK Cuma 10.07.2009
Erdoğan ‘’soykırım” dedi
“IMF ile yaptığımız görüşmede kendilerine özellikle genel çerçeve noktasında bu çalışmayı süratle bu ay, önümüzdeki ay içerisinde bir neticeye ulaştırırsak memnun olacağımızı söyledik. Kendileri de memnuniyetle karşıladı diyen Erdoğan, Çin’de yaşananlarla ilgili olarak da “İkili görüşme yaptığım liderlere bu konuyla ilgili görüşlerimi ifade ettim. ‘Vahşet’ ifadesini Türkiye’de zaten kullanmıştım ve bunun arkasındayım. Çünkü yüzlerce insanın öldürüldüğü, bini aşkın insanın yaralı olduğu bir olayı, adeta bir soykırımı herhalde başka bir kelime ifade etmez. Bunu hem bir soydaş olarak, hem aynı değerleri paylaşan insanlar olarak söylemek durumundayız. Bir taraftan evrensel değerleri ve insan haklarını konuşacağız bir diğer taraftan bunlara seyirci kalacağız, böyle bir şey mümkün değil. Konunun Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyinde görüşülmesi gerektiğine inanıyorum . Kaynak:TIMETURK
Uygur kadınlarının yürekleri dağlayan feryadı
Binlerce kişi Cuma namazı sonrası Çin’i protesto etti
Kimler katıldı? Cenaze namazına katılan sivil toplum kuruluşları şu şekilde: İHH İnsani Yardım Vakfı, Mazlumder, Ensar Vakfı, Özgür-Der, TGTV, AKV,İnsan ve Medeniyet Hareketi, Medeniyet Derneği, Akdav, Akabe Vakfı, Anadolu Gençlik Derneği ile Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği, Doğu Türkistan Vakfı, Doğu Türkistan Gençler Derneği, Doğu Türkistan Göçmenler Derneği ve Doğu Türkistan Dayanışma Vakfı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ülke gündeminin 25 gündür meşgul eden askerlere sivil yargı yolunu açan Anayasa değisikliği meşgul edilirken halkın ekonomik krizden kıvrandığını öne sürdü.
İNTERNETTE TÜRK - ÇİN SAVAŞI RESMEN BAŞLADI!..
Uygur Türklerine yapılan insanlık dramına Türk Hacker grubu Ayyıldız TİM saldırıya geçti. Pek çok eyleme imza atan hackerlar Çin’de Uygur Türklerine yapılanlara karşı hedef belirledi. “Dünyanın ilk siber savunma ordusu” olarak kendilerini tanıtan Ayyıldız Tim üyesi Türk internet korsanlarının Çin’e açtığı sanal savaş kızıştı. Çinli internet korsalarının Türk internet korsanlarına cevabı gecikmezken, dün bazı Türk büyükelçiliklerinin resmi siteleri çökertildi. Buna karşılık Ayyıldız Tim üyeleri, “Çökertilen her 1 Türk sitesine karşılık, Çin’den yayın yapan bin site çökertilerek cevap verilecek” açıklamasını yaptı. Türk internet korsanları Ayyıldız Tim üyeleri, “Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı katliama seyirci kalmayacaklarını” belirterek geçtiğimiz günlerde Çin’den yayın yapan binlerce siteyi çökertti. Türk internet korsanlarının Çin’e yaptığı bu saldırıya, Çinli internet korsanları da dün bazı Türk büyükelçiliklerine ait siteleri çökerterek cevap vermişti. Konuyla ilgili açıklama yapan Ayyıldız Tim üyeleri, Türk büyükelçiliklerinin sitelerine yapılan bu saldırının cevapsız kalmayacağını belirterek, “BaşbakanRecep Tayyip Erdoğan’ın ‘bu bir katliamdır’ sözü üzerine tehditlerde bulunan Çinli internet korsanlarının çökerttikleri her 1 Türk sitesine karşılık, bin Çin internet sitesi çökertilecek” açıklamasını yaptı. İHA’ya açıklamalarda bulunan Ayyıldız Tim üyeleri, çökertilen askeri sitelerin haricinde Çin’in interaktif bankacılık sisteminin de çökertileceğini duyurdu. Çin’in interaktif bankacılık sisteminin çökertilmesinin ardından Çin bankalarının milyonlarca dolar zarara uğrayacağını iddia ettiler. Öte yandan, Ayyıldız Tim üyelerinin resmi internet sitesi olan www.ayyildiz.org adresinde, çökertilen internet sitelerinin adresleri yayımlandı. ÇİNLİLER DE TÜRK SİTESİNE SALDIRDI Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki şiddet olaylarına yönelik yaptığı “soykırım” değerlendirmesinin Çin’deki yankıları sürüyor. Çinli sanal korsanlar, Türkiye’ye olan tepkilerini, Pekin’deki Türkiye Büyükelçiliği’nin internet sitesini hack’leyerek gösterdi.( Kaynak: habervitrini.com )
196 Uygur Türk’ü kurşuna dizildi
Günler süren olaylar sonrasında Çin yönetimi Urumçi’ye asker takviye etti. Urumçi’de ev ev baskınlar yapıldı, Uygur Türkleri gözaltına alındı. Çin hükümeti olayların sorumlularının idam edileceğini açıkladı.
Ve o kararını önceki gün uyguladı. Tam 196 Uygur Türk’ü kurşuna dizildi.
Uygur Türkleri’nin nerede idam edildiği bilinmiyor. Cenazelerinin ailelerine verilip verilmediği de belli değil. Bilinmeyen sadece o değil. 600′den fazla kişiden de haber alınamıyor.
Çin yönetimi olayları kanlı şekilde bastırdı. Tam 196 Uygur Türkünü de idam etti. Adeta dünyaya meydan okudu.19 Temmuz 2009 Hürriyet
İran: Şiddeti derhal durdurun
Çin yönetiminin Doğu Türkistan’daki
soykırımına en sert tepki Tahran yönetiminden geldi
14/07/2009 02:35 Kaynak:Yeniçağ Gazetesi İran’ın dini liderleri ve siyasi temsilcileri Çin’in Müslümanlara yönelik şiddetini bir an evvel son vermesini istedi. İran’ın dini liderlerinden Ayetullah Nasir Mekarim Şiraz, Lütfullah Safi Gülpaygani ve Nuri Hamedani, “Doğu Türkistan’da çok sayıda Müslümanın öldürülmesi, yaralanması ve tutuklanmasını ” kınadı. Şirazi, “ Tüyler ürpertici haberler, tüm Müslümanları ve özgür vicdanları derinden
yaralamıştır” ifadesini kullandı. Büyük Ayetullah Gülpaygani, “mazlum ve savunmasız Müslümanların ölümüne ve temel insan haklarının ihlaline neden olan üzücü olayları” derken Ayetullah Hamedani “İster Doğuda, ister Batıda olsun, bir tek Müslüman bile zulme uğradığında buna karşı çıkmak her Müslümanın görevidir. ” ifadesini kullandı.
Bölgeden endişeliyiz
İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki de Çin Dışişleri Bakanı Yang Jiechi ile telefonda Doğu Türkistan’daki olayları görüştü ve olayların İslam dünyasında endişeye neden olduğunu belirtti. Mutteki, görüşmede, “Doğu Türkistan’daki Müslümanların huzur ve güvenliklerinin sağlanmasının zaruretine” işaret etti. Çinli Bakanın da Mutteki’ye, bölgedeki durumun sakin olduğu bilgisini verdiği,dinlerin ve halkların hukukunun korunmasına değer verdiklerini söylediği belirtildi.
‘Müslüman soykırımına hayır’ Çin yönetiminin Doğu Türkistan’daki Türk soykırımını durdurmak için Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği tarafından somut bir adım gelmezken, katliama seyirci kalan medeni dünyaya tepki gösteren sivil toplum örgütleri ve değişik ülke vatandaşlarından tepkiler gelmeye devam ediyor. Doğu Türkistan’daki Çin zulmü dün de protesto edildi. Endonezyalı gençler başkent Cakarta’da Çin’e lanet yağdırdı. Eylemciler, “ Katliamı durdurun”, “ Müslüman soykırımına hayır” sloganı atarak yürüyüş yaptı.
100 bin bekar Uygur kızı nereye götürüldü?
Doğu Türkistan’ı ziyaret eden ünlü Arap yazar Fehmi Huveydi’den çarpıcı bir makale. İşte, Kur’an-ı görüp ağlayan insanlar ve 100 bin bekâr Türkistanlı kızın dramı…
Son Çin hadiselerinde dünyanın dört bir yanında eziyet gören, unutulmuş, meseleleriyle ilgilenecek bir kişi dahi bulamayan milyonlarca Müslüman’ı hatırlatması dışında olumlu hiçbir şey yok.
1
Doğu Türkistan’da (Sincan) Müslümanların öfkesinin patlak vermesine çok şaşırmadım. Çünkü ben çeyrek yüzyıl önce ülkelerini ziyaret ettiğimden beri Uygurların çektikleri acıları bilenlerden biriydim. Yaşamlarında aşağılanma, fakirlik ve baskının etkisi üzerinde durdum. O dönemde onlar hakkında El-Arabi Dergisi’nde bir dizi makaleler yayınladım. Sonraki dönemde bu makaleleri genişlettim ve Kuveyt’te “Bilgi Dünyası” dizisi içinde “Çin’de İslam” başlıklı kitapta bastım.
O ziyaret gerek komşu Pakistan’da gerek de aralarında nesep bağı olduğunu kabul eden Türkiye’deki Uygurlarla, her ne kadar ülkeleri orijinal ismi kaldırılıp yasaklanarak Sincan (Yeni Fethedilmiş Toprak) diye değiştirilmişse de kesilmeyen bir ilişkinin başlangıcıydı. Öyle ki Çin 19. yüzyılın sonlarında yutmadan önce tanınan ismi Doğu Türkistan’ı kimse söylemeye cesaret edemez oldu.
Bu ilişkiler neredeyse düzenli bir şekilde çok miktarda bilgi edinmemi sağladı. Yazdığım birçok makalede bu bilgilere dayandım. Bu makaleler de son 20 yılda Arap gazetelerinde özellikle de Londra’dan yayınlanan el-Mecelle Dergisi’nde basıldı.
Özellikle Pakistan’da oturan Uygurların ricası dönem dönem ülkelerine gittikleri için tehlikeye maruz kalmalarına sebebiyet vereceğinden isimlerini zikretmememdi. Daha önceden buna benzer şekilde başıma gelen bir tecrübeden aldığım sert ve anlamlı bir ders nedeniyle bunu anlayıp kavramıştım. Zira, bir ara Sovyetlere gittiğimde oradaki Müslümanların durumları hakkında yazılar kaleme aldım. Kaynaklarımdan biri oradaki genç aktivistlerden birisiydi. Ben ismini yazmamıştım ancak arkadaşı onu ihbar etti.
Daha sonradan yargılanıp idam edildiğini öğrendim. Bu olay hala üzüntü duymama sebep olmaktadır. Onun suçlanmasındaki tek sebep benimle buluşmaları mıydı yoksa orada kendisine yöneltilen başka suçlar da var mıydı tam olarak öğrenemedim.
Uygur Müslümanlarının çektikleri acıların gerçeği hakkında gözlerimin açılması başkentleri Urumçi’ye vardığım ilk gün gerçekleşmişti. Zira saatimi ayarlamak için saat farkını sorduğumda çoğunun saatini Çin’e göre değil Pakistan’a göre ayarladığını görünce şok oldum. Bu benim merakımı uyandırdı. Bütün vakit şu sorunun cevabını arar oldum: Neden Uygurlar kendilerini yaklaşık 150 yıldır içinde yaşadıkları ülkenin değil de Pakistan’ın bir parçası olarak görüyorlardı?
2
Kuveyt’ten yola çıktığımda yanımda orta boy Mushaflarla dolu bir çanta taşıdım. Sovyetler Birliği’ne o dönemde yaptığım geçmiş ziyaretimden sonra anladım ki Arap ya da İslam dünyasından gelen bir kimsenin komünist ülke evlatlarından biriyle karşılaşırsa ona verebileceği en değerli hediye Kur’an-ı Kerim’dir.
Sincan’da ziyaret ettiğim camilerde Mushafın olmayışı dikkatimi çekmişti. Camilerde gördüklerim ise üzerlerinde “La İlahe İllallah” ve “Muhammedun Resulullah” ve “Allahu Ekber” yazılı bazı seramik kaplardı.
İmamlardan birine bir Mushaf takdim ettiğimde gördüğüm manzarayı hiç unutmuyorum. Mushafı ağlaya ağlaya öptü durdu. Yine bir keresinde biri geldi ve evleneceği kıza mehir olarak vermek üzere kendisine bir Kur’an hediye etmem için yalvardı.
İnsanlarla iletişim kurmak imkânsızdı. Bunun tek sebebi dil değildi. Aynı şekilde Çinlilerin yabancılarla konuşması yasaktı. Bilgilere ulaşmak oldukça zordu. Beni bu sorundan sadece iki Uygurlu kurtarabildi. Birisi Suudi Arabistan’da çalışmış diğerinin ise babası el Ezher’de okumuştu. Bu nedenle kırık da olsa bazı Arapça kelimeler biliyordu.
Cuma namazını kılmak için Urumçi’deki Büyük Cami’ye gittim. Namaza gelenlerin çoğunun beyaz elbise giydikleri başlarına da aynı renkten takiyye taktıkları dikkatimi çekti. Ancak bunlardan biri rükû ve secde hareketlerini yaptığı halde hiç sesi çıkmıyordu. Daha sonra bana çoğunun Kur’an’dan bir kelime bile bilmediği, Cuma gününü bayram saydıkları, banyo edip temizlendikten sonra beyaz elbiseler giydikleri, camiye gitmeden önce güzel koku sürdükleri söylendi. Sonra camide saflara dizilip hiçbir kelime söylemeden tam bir huşu içinde hareketleri eda ediyorlar. O dönemde onların Kur’an’ı ezberleyip de namazlarında huşunun eseri bulunmayan birçoğundan daha fazla dindar olduklarını söylediğimi hatırlıyorum.
3. Halife Osman Bin Affan döneminde İslam’ın iki yoldan Çin’e ulaştığını biliyordum. İlki daha sonra “İpek Yolu” ismiyle bilinen yol üzerindendi. Zira Farslar İslam’ı kuzey bölgelere taşıdı. Bu bölgeler arasında Doğu Türkistan da yer alıyordu. Bunun için dini terimleri arasında Farsça kelimeler yer almaktadır.
İkinci yol ise Hadramevt’ten ve Yemen’in güney bölgelerinden gelen Arap tüccarların izledikleri yoldur. İslam’ı Endonezya adalarına ve Çin’in güneyindeki Kanton’a ulaştırdılar. Zira mezar taşlarına Kur’an ayetleri yazılı bu Arapların bazılarının mezarlarını gördüm.
O dönemde Sincan’daki Müslümanlar ibadetlerinde kendilerine yapılan baskılardan ve hacca gitmelerinin engellenmesinden dert yanıyordu. Aynı şekilde hükümet görevlerinden mahrum bırakılmalarından ve Han ırkından Çinlilerin kendileri yerine tercih edilmelerinden de şikâyetçi oluyorlardı.
Bu sonradan gelenler her şeye hükmeder oldu. Yönetim ve karar yetkisi onlar oldu. Uygurlar aynı zamanda hükümetin, bölgenin nüfus yapısıyla oynamaya devam etmesinden duydukları endişeyi dile getiriyorlardı. Zira Çin’in dört bir yanından Han ırkından büyük sayıda vatandaşı bölgeye getirirken Uygurları da bölgelerinden Çin’in diğer şehirlerine göç ettiriyordu. Bu da Sincan’da Uygur Müslümanlarının oranının gerilemesine yol açtı. %90 iken %60’a düştüler.
3
Çinli yetkililer Uygur Müslümanlarının Büyük Çin Okyanusu’nda eriyip gitmeleri ve kimliklerinin silinmesi denemelerini durdurmadı. Örneğin iki yıl önce yaşları 15 ila 25 arasındaki bekâr Uygurlu kızlardan 100 bininin Sincan dışındaki bölgelere dağıtılması kararı aldı. Kızlar, aileleri sonlarının ne olduğunu bilmeksizin sefere zorlanıyordu. Aralarındaki kinin ve nefretin artmasının sebeplerinden biri de bu idi. Hâlâ o kızların akıbetinin ne olduğu bilinmiyor.
İki sebepten ayaklandıklarını ilan ettiler. Birincisi 2 aydır ücretlerinin verilmemesi, ikincisi de fabrika yönetiminin aralarından evliler için ev tahsis etmeyi reddetmesiydi. İsyan iş bırakma eylemine dönüştü. Ancak fabrika yönetiminden verilen karşılık şiddetliydi. Han ırkına tabi işçilerden oluşan kalabalık bir grup (yaklaşık 5000 kişi) isyancıları dize getirmek için toplandıkları yere saldırdı. Öfkeli Uygurlar kendileriyle çatıştı. Görgü tanıklarının ifadelerine göre çatışmalar sabah saat 9’dan ertesi sabah 5’te polis müdahale edip dağıtana kadar sürdü.
Resmi bildiriye göre bu çatışmada Uygurlardan 2 kişi öldü. Ancak Uygurlar aralarından 50-100 arasında gencin öldüğünde ısrar etti. Tutuklanan ya da kaybolanların sayısı ise yüzlerce idi.
Önemli olan nokta, bu haberler Sincan’a ulaştığında işçilerin aileleri sonları belirsiz oğul ve kızlarını sormaya başladı. 1 hafta, 2 hafta hiçbir cevap alamadan geçti. Bunun üzerine kaybolanların resimlerini ellerinde taşıyarak barışçıl bir gösteriye çıktıklarında Hanlı kitleler ve polis kendilerine karşı koydu ve kanlı bir çatışma yaşandı. Resmi bildiriye göre bu çatışmalarda 150 bin Uygurlu hayatını kaybetti. Öte yandan karşı tarafın tahminlerine göre kendilerinden 400 binin üzerinde kişi öldü.
Bu, bölgenin asıl sakinlerinin öfkesinin başlangıcı değildi. Ancak bu 1933 yılında Çin’in Doğu Türkistan’ı işgal edip 1949 yılında resmen topraklarına katmasından bu yana durmayan çatışmalar dizisinin bir halkasıydı. Uygurların tüm ayaklanmaları bazen “ayrılıkçı” bazen de “teröristler” iddialarıyla şiddetle bastırıldı. Öyle ki Çin baskısının kurbanlarının sayısının 1 milyon Müslüman olduğu söylenmektedir.
Bu sefer ki ayaklanma öncekilerden daha büyüktü. O kadar ki Çin cumhurbaşkanını Roma Zirvesi’ndeki toplantısını yarıda kesip Sincan’da kötüleşen durumu kontrol altına almak için Pekin’e dönmek zorunda bıraktı. Bilindiği gibi oradaki Müslümanlar aşağılanarak, resmi görevleri üstlenmekten, Ramazan orucunu tutmaktan, Hac farzını eda etmekten men edilerek canlarından usandı. Öyle ki Hacca gidemesinler diye tüm Uygurluların pasaportlarına el konuluyor. Sadece hükümetin düzenlediği heyetler aracılığıyla hacca gitmelerine izin veriliyor. Hacca gitmek isteyen bir kimsenin de 50-70 yaş olması, hükümete de 6000 Euro ödemesi şartı koşuluyor.
4
Uygur halkının trajedisi(Uygur kelimesi eski dilde birleşik ya da ittifak anlamına gelmektedir. Çünkü aslında onlar aralarında koalisyon kurmuş bir dizi kabile idi) 3 noktada saklıdır. Bunlardan ilki tarih boyunca tutarlı kalan, örneğin Sovyetler Birliği gibi parçalanmaya maruz kalmayan büyük bir devletin kabzasında yaşıyor olmalarıdır.
İkincisi; büyük ülkelerinde (1.6 milyon km2 Çin’in beşte birini oluşturuyor. Ayrıca Fransa gibi bir ülkenin 3 katı) bol miktarda doğal zenginlik bulunuyor. Zira petrol rezervleri yaklaşık 8 milyar tondur. Şimdiki zamanda bu rezervlerden her gün 5 milyon ton çıkarılmaktadır.
Bunun yanında 600 milyon ton kömür taşı üretmektedir. Bölgede 6 uranyum maden ocağı yer alır. Bu maden ocaklarından en iyi türden uranyum çıkarılır. Ayrıca başta altın olmak üzere başka madenler de yer alır. Üçüncü nokta; Müslüman olmalarıdır. Dünyada, uygarlık ve siyaset açılarından yenilmiş, dayanıksız rejimlerin temsil ettiği dışlanmış bir millete tabidirler.
Onlar Tibet’teki; dünyanın davalarına yakınlık gösterdiği Budistler ya da büyük devletlerin Endonezya’dan ayrılıp bağımsızlıklarını kazanmalarında büyük devletlerin yanlarında durduğu Batı İrian Jaya Katolikleri gibi değiller. Onların Avrupa’da bir sorunla karşılaşan ve egemen devletlerin sorunlarını Filistin halkını yerlerinden çıkarıp kendilerine Filistinlilerin toprakları üzerinde bir devlet kurma yoluyla çözdüğü Yahudilerle kıyaslanması mümkün değildir.
Bu noktadan dışarı çıkarsak –sadece bilgi için- geçtiğimiz yıl (2008’de) Çin ile Arap ülkeleri arasında ticaret alışverişinin hacmi 133 milyar dolara ulaştı. Bu oran her sene %40 artış göstermektedir. Yine bilgi açısından Uygur Müslümanlarının ezildiği vakitte 1100 Çinli şirket Dubai’de ürünlerinin 3. sergisini kuruyordu.
Aynı şekilde yine de bilgi açısından Arapça bilen ve hacc farzını eda ettikten sonra Arap ülkelerini ziyaret eden, liderleri ve yetkilileriyle bir araya gelen resmi haç heyetine eşlik etmekle yükümlü Çinli Müslümanlardan biri bana, eşlik ettiği heyete bu görüşmeler esnasında hiçbir Arap liderin Çin’deki Müslümanların durumları hakkında soru sormamasından ötürü şok olduğunu söyledi. Türk kaynaklarının tahminlerine göre Çin’de yaşayan Müslümanların sayısı 60 milyondur. Bunların yarısını da Uygurlar oluşturmaktadır.
*Mısırlı ünlü yazar-düşünür
Bu makale Defne Bayrak tarafından www.timeturk.com için tercüme edilmiştir.
Çin’de Uygur Türklerine yapılan katliam sonrası, Çin’den yayın yapan internet sitelerini çökerterek Türk-Çin sanal savaşın başlamasına neden olan Ayyıldız Tim üyeleri, BM’nin Uygur Türklerine yapılan katliama sessiz kalmasını protesto ederek, BM’nin resmi internet sitesi içerisinde yer alan Ermenistan uzantısını çökertti.
BM’nin Ermenistan uzantısını ele geçiren Türk internet korsanları, site içerisine Uygur Türklerine yapılan katliamın yer aldığı fotoğrafları koyarak, “Adı Birleşmiş Milletler olan katliam ve ölümleri izlemekten başka bir işe yaramayan yaratıklar, Çin’de 196 Uygur idam edilirken yine izlediniz. Sizin röntgencilikten başka ne işiniz var bunu öğrenmek istedik. Neden Uygur Türkleri için sesiniz çıkmıyor. Yoksa koca BM, Çin’den mi korkuyor? Biz Ayyıldız Tim olarak onlarla sanal savaşımızı sonuna kadar sürdüreceğiz” diyerek bilgi notu bıraktı.
Ayyıldız Tim üyeleri tarafından yapılan açıklamada, BM’nin resmi internet sitesi içerisinde yer alan ülke uzantılarının tamamının çökertileceği bildirildi.
Popularity: 1% [?]





Zalim ve hain dünya o zaman geldiyinde bende kör ve sagır olacagım
ZALİMİN YANINDA OLANLAR
DAHA ZALİMDİR
PARANIN UŞAKLARI.
CIN MALLI ALMAYALIM
CINLE REKABET EDECEGIMIZ SANAYIYE KURALIM KAYNAK YURT DISINDAKI TÜRKLERDE VAR
bu oruspu çocuğu cinlileri el altından uygur türklerini silahlandırmak lazım onlarda ayaklanmalı savaşmalı ben türkiyenin el altından 1000 kadar gönüllü silahlı özeltim gönderip çin i kiprit gibi yakması lazım katliyam öyle olmaz böyle olur demek lazım.
tüm dış dıcareti kople bıcak bibi kesmek lazım.
nerde bu insan hakları savunucuları nerde birleşmişmlletler sahtekar avrupalılar sahteker yabnacılar sahtekar birleşmişmilletler nato biz olsaydık şimdi dünya ayağa kalkmıştı.
günaydoğu kaplanları
SİTENİZİ BEYENEREK TAKİP EDİYORUM