Ata Vatan Türkmenistan Ziyaretim
09 Nisan 2009 | admin | Haberler |
TÜRKMENİSTAN ZİYARETİM.
Türkmenis’tana gitmek için önce Taksim’de bulunan OBİ TURİZM’den vize aldım. Karayoluyla gitmeye karar verdim, türkmenistana karayoluyla gitmek için İRAN’a oradanda TÜRKMENİSTAN’a geçebilecegimi ögrendim. İstanbul,Aksaray dan 15 Mayıs 2002 Çarşamba günü İRAN’ın başkent’i Tahran’a bir kişilik ücreti otuz doları verdim ancak bilet alamadım bilet kalmadıgını terminal’de vereceklerini söylediler otobüs yazıhanesinden..Saat iki’de kalkacagını söylemişler’di saat üç’te ancak hareket ettik ve biletsiz üstelik bize söledikleri koltuk numaralarıyla alakası olmıyan yerlere oturttular onbeş kişi vardı Tahran yolcusu hepimizi otobüs’ün arkasına topladılar nerdeyse üstüst’e yolculuk yapıyorduk. Tartışmalar,konuşmalar sonuç vermedi netice’de biletimizi alamadık söz’de kalmamış Dogubeyazıt’taki yazıhanelerin’de vereceklermiş METEOR turizm ‘in şöför ve muavini öyle söyledi bizim’de inanmaktan başka çaremiz kalmadı mecburen.
BAŞINIZA METEOR DÜŞSÜN.
Nihayet 16 Mayıs 2002 Perşembe günü Dogubeyazıtta’ki Meteor turizm’in yazıhanesine vardık bırakın bilet almayı,otobüsten inmemiz ve başka bir otubüs’ün Bursa’dan gelip bizi Tahrana götürecegini söylediler. Bir saat kadar beklememiz gerektigini belirterek bagajları aşaya indirmeye başladılar.Yolcular korkmaya acaba bizi kandırıyorlarmı ?zaten biletimizi’de vermediler,bize söyledikleri koltuklara’da oturtmadılar… itirazlar sonuç vermedi bizi Tahrana götürmek için alan otobüs bizi Dogu beyazıtta bıraktı.
POLİS BÖYLE ŞEYLERE BAKMAZMIŞ.
İranlı yolcular korku için’de polis,polis deyip duruyorlardı,bende hiç olmazsa bir polis gelse orada bulunsa o insanlar rahatlıyacak düşüncesiyle 155 ‘i aradım karşıma çıkan memurumuza durumu anlattım fakat verdigi cevabı kırksene düşünsem aklıma gelmezdi,aklıma gelseydi zaten aramazdım şok olmuştum bana” ne yapalım,bizim yapabilecegimiz birşey yok, o sorun şirketle sizin aranızda, hem polis böyle şeylere bakmaz”ne diyecegimi şaşırdım meslegim gazetecilik’ti ve bugüne kadar karşılaştıgım polis’lerden böyle bir cevap almadım,duymadım bu beni şaşırttı ve Meteor turizm’in insafına kalmıştık sonun’da belki iki saatten fazla bekledik ve bir otobüs’e bindirdiler,nihayet Gürbulak sınır kapısına dogru hareket ettik.
GÜRBULAK REZALETİ VEYA CEHENNEMİ.!
Saat 14:00′da Gürbulak sınırkapısına geldik,Ne yazıkki yolculugum hem ummadıgım hiç beklemedigim şekilde devam ediyordu.Gümrük kapısından içeriye girdimki gördügüm manzara beni birkez daha şaşkına çevirdi o ne rezalet o ne kepazelik inanın orada hayvan baglasan durmaz karanlık,duvarların ve tavanın sıvaları dökülmüş,kapılarda duvarlarda yazılar,itiş kakış,bagırış çagırış ,camlardan vuran ışıkla içerisi aydınlanıyor tabiiki camların o pis ve kirinden geçmeyi başarırsa,yerler pislik içinde,ATATÜRK’ÜN çerçeveli resmi eskimiş çok kötü bir vaziyette memurların insanlara davranışları ise ayrı bir konu.İki saat sonra İran tarafına geçtigimizde saat 16:00 olmuştu,ben gürbulak gümrügünde eger burası böyleyse İran gümrügü kimbilir nasıl diyordum ama İran tarafına adım attıgım’bir kez daha şaşırdım hiç düşündügüm gibi çıkmadı. İran Türk vatandaşlarına vize uygulamıyan bir devlet .Her yer tertemiz teksıra halinde gelenleri içerdeki görevlilere gönderiyorlar içerde belki sekiz memur vardı beni bir memura gönderdiler,Güzel bir bayan Türk’müsünüz diye sordu,evet dedim hoşgeldiniz pasaportunuz ?çantanızda nevar dedi ve kısa bir kontrolden sonra yine türkçe konuşarak hayırlı yolculuklar diyerek pasaportumu verdi.
Bizim gümrükle burayı kıyaslamak mümkün degil acaba AVRUPA BİRLİGİN’ne böylemi girecektik. Bizim tarafta çok sıkışmıştım hemen yanımdaki yol arkadaşım İranlı Türkmen olan Tahir beni tuvalete çıkardı birkere daha şaşırdım heryer ışıl ışıl tertemiz üstelik tuvaletlerde sıcak ve soguksu’da bulunmakta,ayrıca üst katta kafeterya dan ihtiyaçlarınızı’da karşılıya biliyorsunuz.Tahir kendi parasını İran parası olan tümenne çevirdi bana da yardımcı olarak 20 dolarımı ve 13,500,000 türkliramı karşılıgı olan 24,000 tümen alarak gümrükten ayrıldık.Para bozma işlerini oranın vatandaşları yolda yapıyorlar gelen yolculara soruyorlar isteyenlerinkini degiştiriyorlar.Kendi adıma İran yetkililerine gerçekten hizmetlerin den dolayı teşekkür ederim.Bezirgan’a geldik artık başka bir ülkedeydim degişik insanlar degişik evler degişik yaşam tarzı.
TAHRAN’DAN AKKALE’YE
Yanımdaki yol arkadaşım Tahir yolculuk boyunca yaptıgımız sohbetlerde İran da Akkale’de türkmen beldesinde yaşıdıklarını beni misafir etmek istedigini söyledi ben yolumun uzun oldugunu vakit kaybetmek istemedigimi söyledim çok ısrar etti 17 mayıs cuma günü saat 8:30 da Tahrana geldik.Gurgan’na hareket ettik hareket etmeden önce bilet aldık yeni otobüs’e binmek isterseniz fiyat biraz pahalı ama eski otobüse binmek isterseniz ucuz bilet kesen görevli tercihinize göre biletinizi veriyor.Daglık uçurumlu dag yollarından altı saat kadar bir yolculuktan sonra Gurgan a vardık. Gurgandan Akkaleye geçtik.Akkale türkmen kasabasıydı güzeldi gezilecek görülecek bir yerdi,iyiki Tahirle tanışmışım buraları görme imkanını buldum.Evleri
güzeldi mimari yapısı çok hoşuma gitti misafir kaldıgımız ev Tahir’in eniştesinin eviydi çok güzel karşıladılar izeti ikramda kusur etmediler ALLAH RAZI OLSUN ,ev’in ön tarafında ve arka tarafında bahçe vardı,bahçe duvarları büyüktü dışardan,içeri,içerden,dışarı gözükmüyordu.Ev küçük kerpiçlerden yapılmış iki katlıydı.Yemekler yendi,çaylar içildi,sohbet geç saatlere kadar sürdü tarımcılık yaparak geçim saglayan bu güzel insanlar ben den daha iyi Türkiye’deki sanatçıları tanıyorlardı,İbrahim Tatlıses,Davut Güloglu ve daha bir çogunu inanın ben onların yanında bu konularda cahil kalırım.Sabahleyin kahvaltımızı yaptıktan sonra Akkale’de biraz gezdik ,berber de traş oldum.Tahir beni akrabası bir taksicinin yanına götürdü adı Celal’dı ona beni Türkmenistan gümrügüne götürmesini yanımdaki İran parası tümeni manata çevirmesini söyledi.Gerçekten hiç yabancılık çekmedim bana çok yardımcı oldular taksiye bindim yola çıktık, arabanın teyibinde karışık türk müzikleri çalıyordu.Sınır kapısına geldik İran parası tümeni,Türkmenistan parası manat’a çevirdi Celal gerçekten çok kısa bir yoldu geldigimiz ama o güzel sohbeti hiçbir zaman unutmuyacagım.
İran tarafında işlemlerimi yapmak için gümrüge girdim.ancak ne yazıkki gürbulak taki kadar iyi degildi belki üç saat kadar bekledim işlemlerin bitmesi için.Orada görevli bir zannedersem İran azerisi bir doktor beni çagırdı tanıştık adı Emin’di biraz sohbet ettik benim Türkiyeden geldigimi anlamıştı,bir rahatsızlıgım varmı diye sordu varsa yardımcı olayım dedi ve gümrükten geçen Türkmen vatandaşlarını da muayene ediyordu.Çok kalabalık oldugunu bu nedenle biraz yavaş işlemlerin sürdügünü söyledi.Nihayet sıra Türkmen tarafına geldi oradan Türkmen gümrügüne geçtim iki saat kadar işlemler sürdü nihayet ordaki görevli 10 dolar rüşvet istedi belki dahada bekliyecektik azındaki baklayı çıkarmak iki saat sürmüştü anlaşılan 10 dolar rüşvet verdikten
sonra artık Türkmenistan’daydım unutmadan gümrükte bindigim bir münübüste İbrahim Tatlıses’in resmi bile vardı anlaşılan çok seviyorlar.
TÜRK TIR’IYLA AŞKABAT’A
Gümrükte işlemlerim bittikten sonra bir tır şöförüne Aşkabat’a gidecegimi beni götürebilirmi diye sordum,götürebilecegini söyledi hayatımda ilk defa bir tır a bindim yollar çok bozuktu bu nedenle çok yavaş gidiyorduk aslında daha kısa,kestirme bir yol varmış fakat o yola gidiş izni vermemişler .Hava çok sıcaktı heryer kum heryer çöl,küçük küçük köyleri geçiyorduk,köy evleri gecekondu tipinde ayrıca çok sayıda deve var yol boyunca bazı yerlerde dogalgaz yanan bacalar ve petrol kuyuları’da vardı.
Bindigim tır la birlikte iki tır daha geliyordu üç tır peş peşe gidiyordu Hüseyin,Hafız,Mustafa,biri Fırat şirketine,biri Gümüş şirketine aitti ötekinin ismini hatırlamıyorum.Hava kararmıştı gece yolda bir türk tır parkı na çektiler buraya gelen tırların çogu türk tır’ı oldugu için türk tır parkı diyorlar içinde iki küçük gece kondu bulunan bir yer biri lokanta olarak kullanılıyor sandalye masa falan yok yerde oturuyorsunuz yemek olarakta sadece balık vardı.Televizyonda istediginiz kanalları seyrede biliyorsunuz kanal 7 ve birkaç kanalın haricinde onları çekmiyor yok.Bu şöförlerimizi çok sevindiriyor orada vatanların dan ayrı olmayı bir kaç dakikalıgına da olsa unutuyorlar.Oraya gelen şöförlerle sohbetimde yollarda çok çileler çektiklerini gümrüklerde çok eziyet edildigini Türkmen gümrügünden rüşvet vermeden geçemediklerini yollardaki polis kontrollerinden’de rüşvet vermeden geçemediklerini ülkeyi çıkana kadar para dagıttıklarını söylediler.Başına kötü işler gelen aracı bozulup hele hele birde parça beklemek zorunda kalırsan buralarda mahvalursun geç kaldınmı derdini kimseye anlatamıyorsun buradaki konsolosumuz’da dogru dürst çalışmıyor buradaki sorunlarla ilgilenmiyor.Buralar çöl yolda araç bozulsa soyarlar uçsuz bucaksız kimsesiz topraklar hatta birkere arkadaşlarının tır’ını soymuşlar şöför direnince
dövmüşler,bazen motorsikletle bozuk yollarda arkaya yanaşıp kapagı açıyorlarmış içindekileri atıyorlarmış bu tür olayların yüzünden pek butaraflara gelmek istemediklerini söylediler.Fakat buranın halkı çok misafirperver çok iyi insanlar var yolda kaldıgını bilsinler yardımcı olurlar hatta evlerine götürüp misafir ederler Türkleri çok seviyorlar ama heryerde oldugu gibi buradada kötü insanlar çıkabiliyor.Gece şöförler tırların’da yattılar sabahleyin yola çıktık,bazen yollarda çay molası yemek molası veriyorduk üç tır küçük köylerden geçerken çocuklar el sallıyor,selam veriyor sakız sakız diye bagırıyorlardı,bizim şöförler oralardan geçerken çocuklara sakız dagıtıyorlarmış onlarda alışmış sakız istiyorlarmış Türk ekonomisi gibi bizim şöförlerinde ekonomisi bozulunca artık eskisi gibi sakız dagıtamıyorlarmış. 19 mayıs pazar 2002 Aşkabat’a saat 16:00 da geldik gelene kadar’da yol polislerine kontrollerde otuzbin,kırkbin manat rüşvet verevere en sonun da Aşkabat’a zannedersem on kilometre kala bir kontrol vardı polis benim tırda gitmemin yasak oldugunu inmemi söyledi,şöför arkadaş yabancı oldugumu yol bilmedigini söylesede otuzbin manat alana kadar salmadı.Aşkabat taki tır garajına geldik ,beni bir taksiye bindirdiler gidecegim yeri tarif ettiler.
Artık uzun bir yolculuktan sonra gelmiştim tam dört gün yollardaydım Mir pazarındaki Karadeniz lokantasına geldim Aşkabat’taki Türklerin uğrak yeri ordan dondurma külahları yapan atölyeye gittim sahibi Ahmet Yanık’a aitti ofisteki te kaldım bir hafta kadar ,türk okullarını ziyaret ettim.TÜRKMENİSTAN devlet başkanı Sapar Murat Türkmenbaşının yazdıgı RUHNAME adlı kitaptan aldım orda her işyerinde bu kitaptan var devet tarafından her vatandaşın okuması tavsiye edilmekte çok degerli bir kitap yollardaki tabelalarda Ruhname bahsedilmekte işyerlerinin dışındaki ve yollarda HALK VATAN TÜRKMENBAŞI yazılarına çok sık rastlanır ve ruhnameden de bahsedilir her yerde Türkmenbaşının resmi var.Yabancı fabrika ve atölyelerin işyerlerinin dışında örnegin işyeri bir TÜRKİYE liye aitse kapının önünde iki bayrak diregi bu direklerde bir Türkmenistan bayragı birde Türkiye bayragı asılıdır.
RUHNAME
Türkmenistan devlet başkanı SAPAR MURAT TÜRKMENBAŞI nın yazdıgı bir kitap,bu kitap’la ilgili bizim basınımızda bazı haberler çıkmış,bu haberlerde alay edergibi bilgiler vardı,kitapın yazarı devlet başkanıyla dalga geçergibi ciddiyetsiz haberler yer aldı.Ozaman çok merak etmiştim bu nasıl bir kitap alıp okumam gerekliydi,Türkmenistan a gider gitmez hemen ilk işim bu kitap’ı bulmak oldu.
Gece saat 23′ü geçiyordu bir gözatayım dedim,kitap’a kendimi kaptırdım saat sabah’ın dört’ü olmuştu çok ilginç bir kitap.
kitap’ta zaman zaman Türkmenbaşı’nın hayatı,(Türk)Türkmenlerin orta asya’dan günümüze izledigi yol OGUZHAN,nesli çocukları ,boyları adlarıyla anlatılmakta,Türkmen ahlakı,kısaca geçmişten,günümüze bizi aslımızı,neslimizi,Türk milletini anlatmakta,geçmişte türkmenistan halkının çektigi çileleri,eziyetleri,işkenceleri ,sindirme politikalarını anlatırken,kendi Babası,Dedesi ve ailesinin başından geçenlerle canlı deliller sunmakta.
Yetim ve öksüz büyüyen bir insanın mucadelelerinin yanında nasıl bir ülkenin başkanlıgına geldigini izledigi yolları okuyabilirsiniz içinde,hayattan,dinden,tarihten,ahlaktan,hatta eski
destanlardan,Oguzhan’dan,dedekokuttan ve Türk büyüklerin’den güzel sözleri ‘de okuyabilirsiniz.Hiç’te bizim basın’da çıktıgı gibi degil’di.
İKİ DEVLET BİR MİLLET
Ruhname’de Türk(Türkmenlerin)5000yıllık tarihi kısaca göz atılmış,Günümüze gelen Türk devletletlerin’den de bahsedilmekte,Türkiye ile ilgili ise İKİ DEVLET BİR MİLLET olarak söz edilmekte.Neden bu kadar çok bu kitap’tan bahssettigime gelince ülkemiz’de Dünyanının heryerinden çeşitli kitaplar insanımızın bilgisine sunulmakta fakat nedense kendi degerlerimizle ilgili kitaplara fazla deger vermemekteyiz,bu nedenle ilginç buldugum bu kitap’tan bahsetmeyi uygun gördüm.Kısmet olursa kitap’ın tamamını yayınlamayı arzu etmekteyim.Bu kitap’ı okurken o bölgenin mistik havasını duyacaksınız,çok ilginç konular’a deginecek vaybe! diyeceksiniz.Bilmediginiz çok şeyi ögreneceksiniz.Örnegin:Ak bugdayın Türkmenistan bölgesin’den dünyaya yayıldıgı gibi.Türkmenler İSLAM ordularıyla savaşmadan şehrin kapılarını açmalarının sebebini ve daha nicelerini.
Dede korkut’un,Oguzhan’ın ibret veren sözleri.Bilindigi gibi yeryüzüne 124.000 peygamber gelmiştir kendilerine kitap inan peygamberler yüce kitap’ımız KUR,ANI KERİM’de bahsedilmekte kendilerine kitap inmiyen peygamberlerden bahssedilmemiştir,Türkmenlerin o çaglarda OGUZHAN’a neden peygamber dediklerini.?Hangi kutsal kitap’ta geçmekte?Yüzde yetmişi çöl olan bölgede o çaglarda su kanallarının nasıl yapıldıgını?O zamanlar Türkmen kadınlarının giysilerinin agırlıgının otuzkiloyu buldugunu?Türkmenistan devleti Dünyada Tarafsız ve bagımsız ikinci devlet nasıl oldu ve daha bir çok konu.Kalın bir kitap olmasına ragmen sıkılmadan
nasıl okudugumu anlıyamadım.
AŞKABAT ‘TAN GÖKTEPE’YE
Aşkabat gittikçe güzelleşen büyüyen bir şehir,orda Ahmet YANIK’a ait
Karadeniz lokantası’nın işlerini yapan Oraz ağayla oturdugu yer olan göktepe ye gittik yemek yedik onlar da çay zevki biraz farklı bize göre gökçay içiyorlar çok açık oluyor,orasıda şirin bir yer deve lere düve diyorlar.Küçük şirin bir kasaba çiftçilik ve hayvancılık yapıyorlar.Aşkabat a gittigimizde biraz gezdim Karadeniz lokantasında çalışan İbrahim keskin sağolsun,Oraz ağanın kızları ve uraz ağa beni güzel yerlere götürdüler,üç ayak,dört ayak denilen çok güzel parklar var,yollar geniş ve temiz yeni ve lüks hastaneler yapılmış yenileride yapılmaya devam edilmekte hatta orada Lütfü topal ın hastanesi bile var.Aşkabatta dondurma külah atölyesinde çalışmaları inceledim yapılan işleri baktım ,pişmaniye üretimi ve lokum imalatıda yapmışlar ama pek başarılı olamamışlar külah imalatı devam etmekte imalat hanenin üstünde iki tanede dondurma fabrikası var biri İranlıya ait biri Türk’e ait.Unutmadan Sevgi hanıma’da teşekkür ederim,orada beni yalnız bırakmadı,yardımcı oldu.Türkmenceyi’de çok güzel konuşurdu.
ON YILDA BÜYÜK BAŞARI
Türkmenistan onyıllık bir devlet onyılda yeniden yapılanmış,Okullar ,Hastaneler,Yollar,Fabrikalar yapılmış,Yeni binalar işletmeler hızla devam etmekte,ancak vize meselesi,yatırım yapan yabancıların enbüyük sorunlarından biri.Burada mesela Türkiye den gidip bir atölye açan yatırımcı,oranın vatandaşı olan birini şirketin sahibi gösteriyormuş bunun nedenini kanunlardaki yatırımcılara karşı olan zorlukları gösteriyor vize almak en büyük sorun bunun nedenini anlamış degilim çok büyük rüşvetler verilerek vize almaya çalışanlar.İşyeri olan yatırımcı vize alamazsa sınırdışı edilirse,işyeri orada kalıyor sahibi gözükmedigi içinde,hatta gözükse bile hiç bir hakkı olmuyor.Bilmiyorum ama bu sorunlardan zannedersem Türkmenbaşı’nın haberi yoktur,ayrıca oradaki türklerden söylenen bizim konsoloslarımızın da orada yaşıyan Türkiye cumhuriyeti vatandaşlarının sorunlarıyla ilgilenmedikleri,yardımcı olmadıklarından bahsedilmekte gidip görüşme imkanı bulamadım,bunun nedeni ise biraz öncede bahsettigim vize sorunu vizemin bitmesine 11 gün kala uzatmak için vize işlemleri yapan yere verdim iki ay uzatacaktım ikiyüz dolarda para verdim Annagüzel adında bir bayan’dı bana onbeş gün sonra gelmemi söyledi vizemi pasaportumu almaya gittigim de vize alamadıklarını devletin vize vermedigini ancak çıkış vizesi alabildigini söyledi banada çıkıp gitmekten başka çare kalmadı tabiiki üzülmüştüm atavatanıma gelmiş ancak böyle bir sorun nedeniyle gitmek zorunda kalmıştım.Verdigim ikiyüz dolarda kaynadı gitti.
Hemen yola çıkmak için hazırlandım birde yol arkadaşı buldum iki kişi olduk Aşkabat’taki Karadeniz lokantası’nın sahibi Ahmet YANIK bizi Türkmenistan gümrügüne kadar taksisiyle götürdü girerken oldugu gibi çıkarkende görevlilere rüşvet verdik vermeseydik bizi saatlerce bekletecekler zorluklar çıkaracaklardı Türkmenis tan Bajgiran sınır kapısından İrana girdik orada hiçbir zorlukla karşılaşmadık işlem yapıldı süratle ve İrana girdik yanımdaki arkadaşın adı Seyyid Ankaraya gidiyordu onunla birlikte İran da Bajgiran sınrın da konforlu bir taksi tuttuk bizi Bajgiran dan Türkiye gümrügü ne kadar götürdü 2500 km lik yolu 140 dolar geldik adam başı 70 dolara geldi .Ayrıca yolda tuzlu sarı leblebi almıştım yolboyunca yedik inanın tadı damagımda kaldı,eger birgün yolum tekrar irana düşerse ilk işim o leblebiden almak olacak.
YİNE AYNI REZALET Gürbulak sınır kapısına yine geldim İran tarafından geçtik ten sonra yine karanlık,çöp pislik içinde,boyaları dökülmüş,kalabalık içinde bir yere girdim belki bir saatten fazla bekledim,insanlar birbirini çiyniyor,bagıranlar,çagıranlar,kapılara vuranlar bu arada eger canınız sıkıldıysa duvarlara yazılar yazıları camların kirinden geçmeyi başaran ışıkla okuya bilirsiniz tam bir rezalet daracık bir kapı Türk ye ye geçmek için kapının önünde kalabalık ,kapı açılınca insanlar hücum ediyor birbirini çigniyor,kimse kimsenin umurunda degil öyleki ben geldigim de orada bekliyen İranlı bir bayan ve iki küçük çocugu tahmini biri üç biri beş yaşlarında bekliyorlardı ancak kapıya yakın olmalarına ragmen birtürlü geçemiyorlar izdiham çok ben bir saatten fazla bekleme ragmen o bayan hala geçemedi üzülüyordum dayanamadım ve öteki bagırıp çagıran insan seslerine benimkide karıştı ben ve yanımdaki arkadaşın yardımıyla o bayanı sagsaglim gönderdik içler acısı bir durum biz hala bekliyorduk geçemedik bayanı gönderdik ama biz kalmıştık ,bir den ortalık karıştı yumruklar ,küfürler havada uçuşuyordu,zannedersem oralı yani Dogu beyazıtlı biri konuşmasından ve çıkalım beyazıtta sana yapacagımı bilirim gibilerinden küfürlerle beraber ne olacak lan yardım etsen o……çocugu diyerek hem yumruk atmaya hem hala küfür etmeye çalışıyordu yanında da iki arkadaşı da yardımcı oluyordu,güvenligi saglıyacak elaman omadıgı için oradaki vatandaşlar araya giriyor tarafları ayırmaya çalışıyordu,kapı açılar açılmaz üstü başı yırtılan şahsı hemen oradan çıkarttılar sonra ne oldu bilmiyorum.Biz bu maceralardan sonra geçmeyi başardık.Saat 12:00 da dogu beyazıttan otobüse bindim ama bu sefer meteor turizm otobüsüne binmedim yanımdaki arkadaş Ankara otobüsüne bindi İstanbul’a öglen 12:00 de geldim hava yagışlı olması nedeniyle biraz yavaş gitti ve çok yere ugruyarak yolcu aldıgı için ancak gelebilmiştim.
NOTLAR
Türkmenistan’da 50lt benzin 1dolar
500lt mazot 7 dolar
Dogalgaz bedava
Elektirik bedava
Bir işçinin aylıgı 50 dolar
Türkmenistan’da dayalı döşeli şofbeninden,televizyonundan, klmasına kadar herşeyi mevcut bir dairenin aylık kirası 50
75 - 100 dolar arasında degişmekte.
Türkmen Halısı ve Atı DÜNYA’da çok meşhur birde Göktepe’de aynen bizim Sivas kangal köpegi cinsinden
gördüm ,Türkmence it olarak geçiyor oraya has bir cinsmiş .Türkmenistan’da çalışan veya iş sahibi Türk’lerin en büyük sorunu VİZE .O topraklara çok büyük hizmet verenler var,vize sorunu yüzünden magdur olanların sayısıda oldukça fazla mesela İran’Meşşad ta çok sayıda Türk Türkmenistana girmek için beklemekte.İran’da 2500 kmlik yolu lüks bir taksiyle 140 dolara gidebilirsiniz.
Akhal-Teke bir Türkmen atı cinsi Anavatanı Türkmenis tan cografyası olan bu at cinsi İran’ın kuzeyi ile Rusya ‘da bulunmakta Ak hal -Teke atlarının deve ‘den sonra çöl şartlarına en iyi uyum saglayan en iyi hayvan türü oldugu bahsedilmekte.Türkmenistan daki Taklamakan çölünü geçebilen tek at türü olarak bilinmekte.
Ak-hal Teke atları 64 saat su içmeden durabiliyor.Bir Arap atı 2bin 400 metre, İngiliz atı 4bin metre koşabilirken,Ak hal -Teke atı 11bin metre koşabiliyor.
Tüm Hakları Durajans‘a aittir © 2003

Türkmenistan
Türkmenistan Cumhuriyeti, 488.100 km2 (195.000 mil2) yüzölçümü olan uzunluğu batıdan doğuya 1.100 km., kuzeyden güneye 650 km. olan bir İç Asya ülkesidir. Toplam sınır uzunluğu 5.522 km.’dir. Kuzeyinde Kazakistan (Mangğistau, Kızılorda Oblastları) (379 km.) ve Özbekistan (Karakalpakistan Cumhuriyeti, Harezm, Nevaiy, Buhara, Semerkand, Kaşkaderya, Surhanderya Vilayetleri) (1.621 km.), batısında Hazar Denizi, güneyinde İran (Mazenderan, Semnan, Horasan Vilayetleri) (992 km.), güneydoğusunda Afganistan (Herat, Badgis, Faryab, Gausjan, Belh, Gur vilayetleri) (744 km.) bulunmaktadır.
Türkmenistan’a suptopikal çöl iklimi egemendir. Gece ve gündüz arasında büyük ısı farkı görülür. Kış ayları kısa ve soğuk, yaz ayları uzun ve sıcaktır. Bahar ortalarından itibaren ülkede yağış görülmez. Türkmenistan ikliminin genel karakterini okyanuslara uzaklığı ve etrafının yüksek dağlarla çevrilmiş olması belirlemektedir. Sonuçta meteorolojik hareketlerin hem günlük, hem yıllık büyük değişmeler gösterdiği tipik bir karasal iklim özelliği göstermektedir.
TÜRKMENİSTAN TARİHİÇARLIK RUSYA DÖNEMİNDEÇarlık Rusyası’nın Hokand ve Buhara’yı ele geçirdikten sonra Hazar’ın doğu kıyısından hızla içeri bölgelere doğru gösterdikleri ilerleme Türkmen lideri Nur Verdi Han’ın Hive Hanı Seyyid Muhammed Rahim ile Hive’de görüşmesine yol açmıştır. Bu görüşmeden sonra Hive Hanı Orenburg ve Tiflis’deki Rus karargalarına dostluk mesajlarını içeren birer elçi göndermiştir. Rus yetkililer elçilere Çar’ın kardeşi Grand Duke Michail’in ültimatonunu iletmişlerdir: 1) Hive Hanı bir ferman ile Rus Hükümeti ile dost olduğunu ilan edecektir, 2) Bütün Rus rehineler serbest bırakılacaktır, 3) Türkistan Genel Valisi General Kaufman’ın daha önce yazdığı mektuba niçin cevap verilmediği açıklanacak ve özür dilenecektir.
Sözkonusu bu gelişmelerden sonra Albay Markozov, Tiflis’de Grand Duke Michail’den yeni direktifler aldıktan sonra Haziran 1872′de Çekişlere geri dönmüştür. Aldığı emirlere göre, 1872 yazında ve sonbaharında Hazar’ın doğusunda Rus nüfuzunu, yayılmasını tamamlayacak ve böylece Hive Hanlığı üzerindeki baskıyı arttıracaktı. Böylece ahalisini Türkmen ve Özbeklerin oluşturduğu Hive Hanlığı 1873 Nisan ve Mayısı’nda Çarlık Rusyası kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen kuşatmaya dayanamamış ve teslim olmuştur. Hivelilerin bir kısmı Rusya’nın egemenliğini kabul ederken bir kısmı da Karakum çölünü aşarak diğer Türkmen kabilelerin arasına katılmışlardır.
Çarlık Rusyası 1874 yılında Kafkasya Askeri Valiliği’ne bağlı olarak Hazar Ötesi Bölgesi Valiliği’ni kurmuştur. Böylece açık olarak Türkmenistan’ın işgal edileceği gösterilmiştir. Nitekim sözkonusu Valilik Türkmenlerin iç işlerine karışmaya başlayınca 1874 Haziran sonlarında Nur Verdi Han başkanlığında toplanan geleneksel Türkmen Meclisi Ruslara karşı takip edilecek siyaset konusunda genel bir toplantı yapmıştır. Bu toplantı sonucu Ruslara karşı bağımsızlığın savunulması genel olarak kabul görmüştür. Toplantı sonrası Türkmenler, İngiliz şemsiyesinin korumasına girmek için Büyük Britanya egemenliğindeki Afganistan Emirliği’ne bir heyet göndererek Afgan hakimiyetine girmeğe hazır olduklarını bildirdiler. Ancak Ruslarla aralarındaki ilişkilerin bozulmasını uygun bulmayan İngilizler Türkmenlerin bu talebini olumsuz karşılamışlardır. İngilizlerin olumsuz yaklaşımları nedeniyle 1876 baharında bir Türkmen heyeti Tahran’a giderek İran’dan yardım talebinde bulunmuşlardır. Bunun üzerine Çarlık Rusyası Büyükelçisi Zinovyev İran’a bir nota vererek yapılacak bir anlaşmanın hükümeti tarafından tanınmayacağını bildirmiş, Türkmen köylerine de baskınlar bu devirde arttırılmıştır.
Çarlık Rusyası Türkmenleri egemenlikleri altına almak için 1877 bahasında General Lomakin komutasında büyük bir askeri harekata giriştiler. Rus kuvvetlerin hareketlenmesini zamanında haber alan Türkmenler Bami, Burma, Kızıl-Arvat gibi sınır kasabalarını boşaltarak Gök-Tepe müstahkem kalesine çekildiler. Rus kuvvetleri 7 Mayıs 1877 tarihinde Kızıl-Arvat’a girdi, 12 Mayıs 1877 tarihinde de Nur Verdi Han komutasındaki Türmenlerle Kızıl-Arvat’da ilk ciddi çatışma oldu ve Türkmenler üstün ateş gücü karşısında yenilgiye uğradı. Ancak Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusyası arasında başlayan 1877-78 Savaşı (93 Harbi) nedeniyle Haziran 1877′de Türkmen topraklarındaki Rus birliklerinin önemli bir kısmı ve General Lomakin Kafkasya’ya geri çağrıldı.
Rus birliklerinin geri çekilmesi Türkmenleri rahatlatsa da bu birlikler 1878 sonlarında Hazar’ın doğu kıyısına tekrar dönmeye başladılar. Osmanlı Devleti’ne karşı kazanılan zaferinde etkisiyle Çarlık Rusyası 2 Şubat 1879 tarihinde Türkmenistan’ın işgaline karar verdi. 1879 baharında yapılacak olan seferin komutanlığına Osmanlı Devleti’ne ve İmam Şamil’e karşı yürüttüğü savaşlardaki sertliği ile tanınan Kafkasya Ordusu I. Kolordu Komutanı Genaral Lazaryev getirildi. Lazaryev, General Kont Broch’u piyade birlikleri komutanlığına, General Prens Witgenstein’i süvari birlikleri komutanlığına, Albay Dolgorukov’u öncü birlikleri komutanlığına, Hazar Ötesi Askeri Valisi General Prens Lomakin’i danışman olarak tayin edip 1879 Mart başlarında hazırlıklara başladı ve Türkmen kuvvetlerini ikiye bölmek için Türkistan Genel Valisi General Kaufman’a telgraf çekelerek Amu-Derya tarafından Merv’e hücum edilecek gibi davranılmasını istedi.
Merv’de toplanan geleneksel Türkmen Meclisi, Rusları doğuda -Merv kalesinde- Nur Verdi Han’ın, batıda -Gök-Tepe kalesinde- ise oğlu Berdi Murad Han’ın karşılamasına karar verdi. General Lazaryev’in 26 Ağustos 1879 tarihinde kan zehirlenmesi sonucu ölmesinden sonra komutayı General Lomakin aldı. Rus kuvvetlerinin 9 Eylül 1979′da Gök-Tepe kalesine karşı giriştiği saldırı top, mitralyöz ve modern tüfeklerden oluşan üstün ateş gücüne rağmen Türkmenler tarafından -Rusların 185 kaybına karşılık içlerinde Berdi Murad Han’ın da olduğu yaklaşık 4000 can verilerek- geri püstürtülmüştür.
Gök-Tepe’nin ele geçirilmemesi karşısında General Lomakin görevden alınarak yerine 1877-78 Osmanlı-Rus savaşında Plevne’de Osman Paşa’ya karşı savaşan ünlü General M. D. Skobelev komutan olarak tayin edilmiştir.
General M. D. Skobelev, 1880 yılında maneviyatı bozulan birlikleri yenileri ile değiştirmiş, Hazar’ın doğusundan Gök-Tepe’ye doğru uzanan bir demiryolu hattının yapımına başlamıştır ve Nisan 1880′de hazırlıklarını tamamlayarak Türkmen topraklarına girmiştir. Nur Verdi Han’ın 5 Mayıs 1880 tarihinde aniden hastalanarak ölmesi üzerine Türkmenler Han’ın küçük oğlu Mahdum Kulu’yu Han seçip, Tıkma Serdar ile birlikte üç kişilik bir danışmanlar heyeti tayin ederek Rus kuvvetlerine karşı savunma hazırlıklarına devam etmişlerdir. Ancak Genearal M. D. Skobelev, top ve mitralyöze dayanan üstün ateş gücü, mayınlama ve disiplinli ordusu ile Gök-Tepe kalesini 1 Ocak 1881′de başlayan ve 25 Ocak’da biten -Ruslardan 289, Türkmenlerden ise kadın ve çocuklarında bulunduğu 34.500 canın verildiği- savaş sonucunda ele geçirmiştir. Başlatılan harekat devam ettirilerek 30 Ocak 1881 tarihine kadar Aşgabat’a kadar olan Türkmen toprakları da ele geçirilmiş, Nisan 1881′de Tıkma Serdar ve birkaç ay sonra Mahdum Kulu Han Ruslara teslim olmuştur. İngilizlerden umutsuzca yardım isteyen ve Büyük Britanya’nın Tahran Büyükelçisi tarafından yardım talepleri reddedilen Merv bölgesi Türkmenleri de Rus ordusunda yüzbaşı olan Alihanov’un çalışmaları sonucunda Nur Verdi Han’ın dul eşi Gülcemal Hanım’ın başkanlığında Ocak 1884 tarihinde Ruslara teslim olmuşlardır. Böylece 1860′da başlatılan Türkmenistan’ın işgali 1884′de tamamlanmıştır.
Çarlık Rusyası devrinde yönetim kademesi, bürokrasi Ruslardan oluşturulmuş, süistimal ve yolsuzluklarla dolu bir baskı dönemi yaşanmıştır. Nitekim 1905 Rus-Japon savaşı sonrası Türkistan’a gönderilen Alman asıllı Kont K. K. Pahlen başkanlığındaki heyet Türkistan’daki en büyük yolsuzlukların Türkmenistan’da olduğunu tespit ederek bu ülkede görevli subay ve bürokratların üçte ikisinin hırsızlık, rüşvet, sahtekarlık, cinayet suçlarından mahkeme önüne çıkmasına neden olmuştur.
Türkmen SSC.’yi Sovyetleştirme kılıfı içerisinde Ruslaştırma hareketleri 1960 ve 1970′li yıllarda bütün hızıyla devam etmiştir. Bu yıllarda TKP’nin başına Mahammednazar Gapurov gibi Moskova’ya sadık, milliyetçi hareketlere ve aydın çevrelere baskı uygulayan yöneticiler gelmiştir.Türkmenistan’da 1917′de yaklaşık 500 camii bulunurken SSCB döneminde ülkedeki camiler kapatılmış, sünnet ve cenazelerin kaldırılmasında bile islami tören yapılması yasaklanmıştır.
II. Dünya Savaşı sıralarından itibaren SSCB geneline tamamen egemen olan Rus şövenizminden çekinilmesinden dolayı Türkmenistan SSC’de birçok kentli Türkmen aydın ve bürokrat çocuklarına resmi ad olarak bir Rus adı takmak zorunda kalmıştır. Ancak her çocuğun aile ve akraba çevresinde kullanılan Türkmen Türkçesi veya islam kökenli adı da bulunuyordu. Türkmenistan’ın bağımsızlığı sonrası resmi Rus adlar hızla terk edilmiş ve aile içi kullanılan Türkmen veya islam kökenli adlar resmi ad olmuştur. Türkmenistan SSC döneminde Rus şövenizminin etkileri evliliklere de yansımıştı. Türkmen bürokratlar arasında Türkmenistan Komünist Partisi’nde veya Türkmenistan SSC bürokrasisinde hızlı yükselebilmek, başkent Aşgabat’da beklemeden lojman bulabilmek gibi nedenlerle Slavlarla (Rus, Ukraynalı, Beyazrus, Kossak) evliliği tercih edenler veya çocuklarını evlendirenler azımsanmayacak kadar çoktu.
1985 yılında M. Gorbaçov’un Açıklık (Glasnost) ve Yeniden Yapılanma (Perestroyka) politikası sonucu SSCB’de düzenin yüksek sesle eleştirilmeye başlanması sonrasında TKP’nin Moskova yönetimini küstürmeden halka daha yumuşak davrandığı görülmüştür. Bu yumuşama içinde 1989 yılında Türkmenistan hükümeti aldığı kararla Türkmen dilini Rusça ile birlikte cumhuriyetin resmi dili haline getirmiştir. Bu karar Türkmen Türkçesinin devlet dili olması için atılan ilk adım olmasından dolayı büyük önem taşımaktadır.
Türkmenistan’ın bağımsızlık yıllarına damgasını vuracak olan Saparmurat Niyazov (Türkmenbaşı) da Parti içinde 1980-1984 yıllar arasında Aşgabat Kenti Komitesi Birinci Sekreterliği’ne, 1985 yılında Bakanlar Komitesi Başkanlığı’na ve aynı yılın Aralık ayında Türmenistan Komünist Partisi Birinci Sekreterliği’ne, 13 Ocak 1990 tarihinde de Türkmenistan SSC’nin Devlet Başkanlığı’na seçilmiştir.
Bağımsızlık Döneminde Türkmenistan Cumhuriyeti
Tarımsal ürünlerin başında pamuk, meyve, sebze ve hububat gelmektedir. Nüfusunun yarıdan fazlasının köylü olması ve çalışanların %42.77’sinin tarımda yer alması Türkmenistan’a bir tarım ülkesi görüntüsü vermesine rağmen, ülke topraklarının büyük bir kısmının tarıma elverişli olması nedeniyle tarım Amu Derya Nehri boyunca yapılmaktadır. BDT pamuk üretiminin %17’si Türkmenistan’da gerçekleştirilmektedir.
Hayvancılıkta kıraç ve step alanlarda koyunculuk önem kazanmış, büyükbaş hayvanlarda sığır yetiştiriciliği ön plana çıkmıştır. Domuz ve kümes hayvanları yetiştiriciliği de hayli fazladır.
Türkmenistan doğal kaynaklar bakımından zengin bir ülkedir. Özellikle petrol ve doğalgaz en önemli yeraltı kaynaklarıdır. Henüz işletilmemiş geniş petrol sahaları bulunmaktadır. Sülfür, krom, kurşun, brom, kömür ve potasyum en önemli doğal kaynaklarıdır. Enerji üretimi açısından zengin olan Türkmenistan’da yıllık üretim 15 milyar kw civarında olup, %40′ını ihraç etmektedir. Doğalgaz rezerv ve üretiminde diğer Orta Asya Türk devletlerinden en önde gelenidir.
Türkmenistan’da temel sanayi dalları petro-kimya, tekstil, gübre, pencere camı, gıda sanayidir. Çalışabilir nüfus olan 1.600.000 kişinin %42.’’si tarımda, %10.8′i sanayi dallarında diğerleri hizmet sektöründe kullanılmaktadır. 1990 yılına göre işsizlik oranı %20-25′tir.
Türkmenistan’ın 1995 yılı ihracatı 2.008 milyon dolar olup, ihraç ürünleri, doğalgaz, pamuk, petrol ürünleri, elektrik, tekstil, el yapımı halılardır. İthalatı ise 1.472 milyon dolar olup, en çok Türkiye, Rusya Federasyonu, Kazakistan, Azerbaycan, Özbekistan, İran ve Avrupa topluluğu ile yapmaktadır.
AŞKABAD
Türkmenistan Cumhuriyeti’nin başkenti olan Aşkabad, Hazar Denizi’nin doğusunda bulunan Karakum Çölü’nün güneyinde; Türkmenistan ile İran arasında uzanan Kopetdağ silsilesinin kuzey eteklerinde ve sınırdan 30 kilometre içerde yeralır. 19′uncu yüzyıl sonlarına kadar halkın Teke Türkmenlerinin oluşturması sebebiyle Ahal Teke adıyla anılan vahalar bölgesinin beşyüz çadırlı en önemli obası (avul) iken; bölgenin 1881′de Ruslar tarafından işgalinden sonra, şehir haline getirildi. Ruslar, önce bir kale inşa ederek, burayı, yeni kurdukları Zakarpiskaya eyaletinin başkenti yaptılar.
Dört yıl sonra da, Hazar Denizi kıyısındaki Krasnovodsk’u Buhara ve Taşkent’e bağlayacak demiryolu hattının buradan geçirilmesi üzerine, Aşkabad Rus göçmenlerin akınına uğradı. Kısa zamanda önemli bir ticaret ve hafif endüstri merkezi haline geldi. 1917′de kurulan Bolşevik yönetim, 1918′de Beyaz Rus ve Türkmenlerden oluşan karşı devrimcilerin eline geçti. Fakat kısa bir süre sonra General Kuybiçev kumandasındaki Kızılordu birlikleri şehri geri aldı. Böylece, Aşkabat adı da, ilk Bolşevik yönetimin kurulmasında etkili olan ihtilalci Poltoratsk’ın adıyla değiştirildi.
Şehir 1924′te Sovyetlerin yapılaşma hareketi sırasında, yeni kurulan Türkmen Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başkenti yapıldı ve adı da 1927′de yeniden Aşkabad’a çevrildi. 1948′deki büyük depremde tamamen yıkılan Aşkabad, daha geniş bir alana, aynı plana göre; fakat daha alçak binalarla yeniden inşa edildi.
1991′de Sovyetler Birliği’nin dağılması üzerine bağımsızlığını ilan eden Türkmenistan Cumhuriyeti’nin başkenti olan Aşkabad, bugün bir ticaret, sanayi, kültür ve sanat kenti durumunda. Cam, motor, karoser, tarım aletleri, pamuklu ve ipekli dokuma, iplik, ayakkabı ve gıda sanayii üzerine çeşitli fabrika ve imalathanelerin bulunduğu Aşkabad’da, Maksim Gorki Türkmen Üniversitesi başta olmak üzere, 6 yüksek öğretim kurumu, Türkmen Bilimler Akademisi, Çöl Enstitüsü ve Güney Türkmenistan Arkeoloji Enstitüsü yer almaktadır. Kültür ve sanat kuruluşlarının en önemlileri ise; bölgede yapılan kazılarda bulunmuş eski eserlerin korunduğu Arkeoloji Müzesi, Türkmen etnografyası üzerine büyük değer taşıyan esereler sahip Etnografya Müzesi, Farsça yazmaların bulunduğu bir araştırma kütüphanesi, opera, çeşitli tiyatrolar ve kenti bir sinema sanayii haline getiren film stüdyolarıdır.1984′te 351 bin olan nüfusun yüzde 30′u Türkmen, yüzde 50’si Rus ve geri kalanı da diğer etnik gruplara mensuptu. Fakat 1991′de Türkmenistan’ın bağımsızlığını kazanmasının ardından, Aşkabad’daki Türkmen nüfus oranı da hızla artmaya başladı.1962′de yapımı tamamlanan Karakum Kanalı ile sulanan Aşkabad’ın vaha topraklarında pamuk, tahıl, sebze ve üzüm, kavun, karpuz gibi meyveler yetişiyor ve bölgede hayvancılık yapılıyor. En önemli hayvancılık ürünü, karakul kuzusu postu(astragan)dur. Bölgedeki en önemli madenler ise çinko, kurşun, sülfür ve barittir.
Aşkabad’ın 7 kilometre batısında, ilk çağ şehirlerinden Nesa, tamamen harabe vaziyette bulunmaktadır. 10 kilometre doğusunda da Asya’nın en eski yerleşim birimlerinden birine ait kalıntıların ortaya çıkarıldığı Anov Kurganı (höyük) bulunmaktadır. Kuzey-güney yönünde uzayan iki tepeden ibaret Anov Kurganı’nda, 20′nci yüzyıl başlarında yapılan arkeolojik kazılar sonucu, 4 kültür katından oluşan bir medeniyetin izleri tesbit edildi. Orta Asya ve ona bağlı olarak da Batı Çin tarihi için büyük önem taşıyan Anov’un ilk kültürü; kerpiç evlerde oturan, ziraatı, hayvan evcilleştirmeyi ve çanak çömlek yapmayı bilen neolitik(yeni taş) devir medeniyetine, son kültürü ise; demiri tanıyan bir maden devri medeniyetine aittir.
Kronoloji konusunda yapılan son çalışmalar, üçüncü kültürün, M.Ö. 6′ncı binyılın sonları veya 5′inci binyılın başlarına ait olduğunu göstermektedir. Ki, bu durum Orta Asya’da da, Ön Asya’dakiler kadar eski medeniyetlerin var olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Anov Kurganı’nın yakınında, kitabesinden Ebu’l Kasım Babür (ölümü 1457) tarafından yaptırıldığı anlaşılan bir de cami bulunmaktadır. Cami, 1948 depreminde yıkılmıştır.
Popularity: 29% [?]


















Güzel bi yazıymış ne yazık ki yeni gördüm. Türkmenistanın eski halini görünce şimdi ki haline şükrettim :)) Artık ne kitaş magazin var ne de ibrahim keskin :)) bi de uraz değil Oraz aga :))
Teşekkür ederim türkmenistan hakkında sizlerden yazılarınızı bekliyorum.
I was just searching around about this when I discovered your blog post. I’m just dropping by to say that I very much enjoyed seeing this post, it’s very well written. Are you going to write more about this? It looks like there’s more depth here for later posts.
türkmen sevgilim var onu çok seviyorum o yüzden türkmenistana gelmek istiyorum ama oarası sanki türkiyenin 30 yıl öncesi gibi