Arabistan ecdamızın eserlerini yıkmaya devam ediyor
23 Aralık 2009 | admin | AnaSayfa |
Ecyad kalesinden sonra sırada Revaklar var. Ecdadımız kabenin manevi huzuru bozmamaya çok önem göstermiş, çevresine yaptığı hizmetlere dikkat etmiş ancak osmanlının haçlılara karşı yaptığı Ecyad kalesinden sonra kabedeki osmanlı revakları var.

SABAH
25.11.2009
Vedat Yenerer
Suudilere Neden Hesap Sorulamıyor?
Afganistan, Sudan ve Somali başta olmak üzere dünyanın en yoksul ülkeleri Müslüman olan ülkelerdir. Her kurban bayramı sonrasında Suudi Arabistan’ın yoksul ülkelere gönderdiği et yardımı konusunda tartışmalar çıkar. Ben 2001 yılında Hacı oldum ve araştırmalarım sonunda bu yardım işinin aslında büyük bir kandırmaca olduğunu resmen ispatladım.
Yalan ..Yalan Yalan…
Bu arada Kutsal demişken; dünyanın hiçbir kutsal mabedinde insanlar coplanmaz.. diyeceksiniz ki nasıl. Sayfada yerim yok, etrafınızdaki hacılara sorun, onlar iyi bilir. Tavaf yaptıkları sırada Kabe’nin köşesindeki taşı “Hacer ül esved” i öpmek isteyenlerin Suudi jandarmalar tarafından ölesiye coplandığını da kimse anlatmaz. Çünkü yalakalık diz boyudur. Bazıları o copların bile kutsal olduğunu düşünür.
Yazıklar olsun. 
Bunun hesabını soramayan, oraya her yıl gidip kendilerine götürenlere, ağırlayanlara yalakalık ve yağcılık yazıları yazan, Türk halkını bilgilendirmeyen, gözünün önündeki haberi görmeyen, üçüncü sınıf Türk medyasına daha da büyük yazıklar olsun.
Oradaki gerçek yaşam özellikle saklanıyor. Bunların başını da Suudi yalakası, hurafeci ve Atatürk düşmanı Türk gazeteleri ve televizyonları çekiyor.
Türk medyası Mekke ve Cidde’deki alışveriş merkezlerini ve dükkanların raflarını 20 dakika boyunca haber yapıyor. Ama, alışveriş merkezinin 100 metre yanında 24 saat ışıl ışıl aydınlatılan ünlü Türk Düşmanı, Suudiler için kahraman, İngiliz Arabistanlı Lavrance’ın ihtişamlı bir müze haline getirilmiş evinden söz etmiyor. İçimden suratlarına tükürmek geliyor. Bana göre esas sorumlular onları oraya gönderen ve gerçek haberleri istemeyen işbirlikçi ve yalak müdürlerdir.
Mekke’nin 10km. dışına çöle giderseniz yüz binlerce baş koyun, keçi ve deve leşi görürsünüz. Ben fotoğraf makinemle çöle gidip rezaleti görüntüledim. Sayfada yer işgal etmesin diye yayınlamıyorum.
Dünyanın geri kalmış ülkelerinden gelen duyarsız toplumları bir kenara bıraktım. Türk hacılardan ve politikacılardan da tık yok. Bir allahın kulu çıkıp sadece boğazı kesilip kanı akıtılan ve daha sonra çöle kamyonlarla götürülen hayvanlara yönelik bu katliama “ dur” diyen yok. Tam tersine bayramın ikinci gününden itibaren Türk hacılar aralarında para toplayıp dili için deve kestiriyorlar. Şekere vs iyi geliyor diye hayvan kestiriliyor ve gerisi aynen çöle kamyonlarla dökülüyor. Çok şaşıracaksınız ama deve dili Suudi Arabistan’da karaborsada satılıyor. Fiyatı yükselten de Türklerin ta kendileri…
Ne kadar utanç verici değil mi?
Şimdi bunları yazdım diye bu tipler beni işlerine gelmeyenleri yazanları suçladıkları gibi beni de “ din düşmanı “ ilan edebilirler.
Gerçekleri saklarsam hacı sayılırım ve “Allah kabul etsin” derler. Ama saklanan gerçekleri yazarsan “ din düşmanı “ yapı verirler.
Çok şükür ki bu vatanı işgalcilerle birlikte işbirlikçiler kurmadı…
internetajans.com
Ecyad Kalesi’ nin Yerinde Lüks Otel!..
Erdem Yücel 
Kurban Bayramında gazetelerin birisinde ilginç bir haber vardı; “Kâbe’ye Nazır Yatak Odası”. Haberin ayrıntısında, toplam yedi kuleden oluşan, Kral Abdülaziz Kutsal Kent Hizmetleri Vakfı’na ait arazı üzerinde yapılmıştır. Zemzem Tower’in Kâbe’ye yönelik bu bölümünde “Stüdyo”, “Küçük”, “Büyük”, “Emirlik”ve “Kral Dairesi” olmak üzere süitler bulunuyormuş. Osmanlı’dan arta kalan, 350 yıllık Ecyad Kalesi’nin yerine dikilen Zemzem Tower’in Kâbe manzaralı süitleri 950.000 YTL ile 5.700.000 YTL arasında değişiyormuş. Bunun yanı sıra da Mina’daki şeytan taşlama bölgesi yeniden düzenlenerek, VIP konukları için altı katlı yollar, helikopter pistleri ile izdiham nedeniyle hacı adaylarının ölümlerinin de önüne geçilmesini ön gören projeler hazırlanmış.
Suudi’lerin bu girişimi ile İslamiyet’teki sosyal eşitlik ilkesinin ortadan kalkması bir yana, zenginler haç görevini eziyetsiz, diğerleri de bin bir cefa içerisinde eda edecekler. Kısacası Suudiler petrol zenginliğinin yanı sıra, Müslümanlığı ileri sürerek kazanç sağlamak peşinde oldukları da bir kez daha ortaya çıkmış oluyor. Bunun için de Osmanlı’dan arta kalan eserlerden Ecyad Kalesi de yıkılarak ortadan kaldırılmıştır.

Kısacası bütün bunlar UNESCO kararlarını hiçe sayan kültür yıkımlarıdır. Başka bir deyişle kültür soykırımıdır. Suudi Kralı Fahd, Yavuz Sultan Selim’den itibaren Osmanlı hükümdarlarının kullandığı, Mekke ile Medine’nin hizmetkârı anlamına gelen “Hâdimu’l Harameyn-i Şerifeyn” unvanını sahiplenmişti. Murat Bardakçı’nın belirttiği gibi bu unvanı kutsal toprakların hizmetkârı olarak değil de hâkimi olarak hareket etmişlerdir.
Kuşkusuz, Ecyad Kalesinden sonra sıra neye gelecek diye düşünenler olacaktır. Kâbe’nin çevresindeki revaklar da Osmanlı eseridir. Kâbe örtüsünün altındaki yapı da XVII. yüzyılda Osmanlılar tarafından yapılmıştır. Sultan I.Ahmet, 1612’de Kâbe’yi yenilemiştir. O yıllarda hacdan dönen hacılar padişaha Kâbe’nin perişanlığını duyurmuşlar. Bunun üzerine Sultanahmet Camisi’nin mimarı Sedefkâr Mehmet Ağa ve Osmanlı usta ve işçileri o yıllarda Kâbe’nin Hz. İbrahim zamanından kalma temellerine kadar inmiş, duvarları yenilemiş ve bugünkü görünümüne getirmişlerdir. Bu arada Kâbe üzerindeki altın oluk da yerine yerleştirilmiştir. Kapıdaki gümüş kitabenin yerine de som altından kitabe yerleştirilmiştir. Bu konuda Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın “Risâle-i Mimâriye- Mimar Mehmet Ağa-Eserleri “ isimli makalesinde, Topkapı Sarayı arşivindeki “Zübdetü’t- Tevârih, Kâtip Çelebi’nin Fezlekesi bu konuda ayrıntılı bilgiler vermektedir.
Osmanlı eserlerini yok eden Suudiler, acaba Kâbe’yi de diğer Osmanlı eserleri gibi yıkacaklar mı?
Ecyad Kalesi başta olmak üzere Osmanlı eserlerine karşı bir tutum izleyen Suudiler’in bu davranışlarının ardında acaba Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın büyük dedesi Abdullah bin Suud’un İstanbul’da idam edilişinin payı var mı? Bilemiyoruz. Cevdet Paşa Tarihinden ve Murat Bardakçı’dan öğrendiğimize göre XIX. yüzyılın başında Osmanlı devletine isyan eden Abdullah bin Suud Mekke ile Medine’yi yakıp yıkmış, on binlerce insanı öldürmüştü. Bu isyan bastırılmış, yakalanan Abdullah bin Suud İstanbul’da üç gün boyunca sorgulandıktan sonra 27 Şubat 1820’de idam edilmişti.
Ecyad Kalesinin yıkımından sonra Türkiye Cumhuriyeti ne yaptı?
Dışişlerinin birkaç girişiminden sonra olay unutulup gitti. Tâ ki yerinde “Zemzem Tower” yükselene kadar. Birkaç yıl Hac görevi ertelenerek bu yıkım protesto edilebilirdi. Bunların hiç birisi olmadı, yapmaya da yürek ister…
kenthaber.com - Erdem Yücel
Suudi Krallığının akıl dışı uygulamalarından birini 2002 yılında görmüştük.“Haşmetmeap, Ecyat Kalesini niçin yıktınız, benzerini bir yere yaptınız mı” diye sormuş mudur ?Ya da, Başbakanlıktan bir yetkili durumu hatırlatıp inceden inceye bir fırça kaymış mıdır ?
Ne gezer !…
***
Görgüsüz Kral ailesine Türkiye’nin altın anahtarını vermedik o kadar.
Etrafında pervane olduk.
***
Halbuki bu zat-ı muhteremler, Türk milletine ne gözle baktıkları bilinir.
Bütün hayvanatları bile bize üstün tutarlar, Osmanlıya ihanet edenleri de taltif ederler.
İsyan sırasında İngiliz ajanı, Türk düşmanı Lawrence’ in Cidde’ de bir süre oturduğu evi tamir ettirip girişine de “Bu ev, Osmanlıya karşı bağımsızlık savaşı veren Suudilere yardımcı olan İngiliz asıllı Thomas Edward Lawrence tarafından karargah olarak kullanılmıştır.” diye yazdıran da bunlardır…
Şimdi bu ailenin fertleri için yasalarımızı, yönetmeliklerimizi ayaklar altına alacağız.
Hadi diyelim ki bu Arap şeyhleri densizce işler yapıyor, uyarılara aldırış etmiyor.
Peki, bizim yöneticilerimiz olanlara aldırmıyor mu ?..
***
Ne oldu “Devlette devamlılık vardır” ilkesine ?..
Sordunuz mu Suudi şeyhine, sordunuz mu hesabını ?
2002 de Kültür Bakanlığının başlattığı takibin sonucu ne oldu ?
Yoksa, dolarlar ve ortaklıklara feda mı ettik gururumuzu !..
03.10.2006 Ortadoğu Gazetesi
Hicaz Valisi Osman Paşa tarafından mübarek toprakları korumak için Bülbül dağında Kabe’ye hakim görüntüsü olan eski kale “askeri mimariye” uygun bir şekilde düzenlenir.
Bülbül dağı Mekke’nin en yüksek arazisidir ve kale dış surlarıyla birlikte 23 dönümdür.
***
Kral hazretleri Arabistan yarımadasındaki Türk izlerini sile sile gelip kaleye dayanır.
“Hacılara ve Mescid-i Haram’a hizmet için Kaleyi yıkılacaktır.”
Kale de, belli bir dönem Türk mimarisini yansıtan, “insanlığın ortak kültür mirası” olarak değerlendirilen bir eserdir.
***
Kepçenin kahpe vuruşları başladığında konuyla ilgili Bursa Hakimiyet’ te bir makale yazmıştım.
2002 yılının sonlarına doğru Kale’ ye dozerler dayanınca Kültür Bakanlığımız UNESCO nezdinde olayı protesto etmiş, ayrıca Suudi Elçisini de uyarmıştı.
Ne çare !..
Çok katlı Oteller hızla gökyüzüne uzandı, hizmete hazır hale getirildi.
***
Türk’ten hoşlanmayan zihniyet Türk eserlerinden hoşlanır mı ?
Yine bu Suudi zihniyeti yıllar önce Mescid-i Haram’a atalarımızın yaptığı bölümleri, revakları yıkmaya teşebbüs etmemiş miydi ?
Ama o zaman Türk kamuoyu, yönetimi ayağa kalkınca Kraliyet geri adım atmıştı.
Fakat Ecyat kalesi birkaç günde yerle bir edildi !
***
Şimdi aynı kral hazretleri eteklerini tuta tuta İstanbul’da Boğaziçi’nde Saray yapmaya uğraşıyor.
Merhum Özal zamanında, 1984 yılında “Prens Abdullah Bin Abdülaziz” e satılan “Sevda Tepesi” için kıyamet kopuyor.
İstanbul Belediyesi, “aman Kralı darıltmayalım” diyerek burasının imar durumunu değiştirmek için çareler arıyor.
Bulurlar…
***
Türk Kalesi Yıkılırken
Hüseyin Özbek - Kum Saati Yayınları
Gazetemizin yazarı, İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Hüseyin Özbek’in Türk Kalesi Yıkılırken adlı kitabı ikinci baskıyı yaptı. Ufuk Ötesi gazetemizde, Yeni Hayat Dergisi’nde ve İstanbul Barosu Bülteni’nde yazdığı yazıların bazılarından seçme yapılan kitapta, Ecyad Kalesi’nin yıkılışından başlayarak Türkiye’nin sürüklendiği belirsizlik konu ediliyor. Bakın bu kitabın içeriğini yazarı nasıl açıklıyor: “ABD ve AB’nin kendileri dışındaki ulusal devletlere ve mazlum milletlere karşı sürdürdükleri çözme, çökertme, teslim alma operasyonlarını örtmeye ve perdelemeye yarayan büyülü bir sözcük icat edildi. Sivil Toplumculuk. Sivil Toplumculuk önünde -tıpkı Aladdin’in sihirli lambasından çıkan cin misali- her kapı ardına kadar açılıyor; beyinler düşünsel dengeyi, sağduyuyu kapı dışarı ediyor… Milletlerin geçmişten geleceğe doğru olan yürüyüşlerinde çekilen acılar, özveriler, ulaşılan zaferlerin bileşkesi olan ulusal hafıza, yani tarih bilinci ve bilgisiyle birlikte içgüdüsel yön duygusu kayboluyor. Alaaddin’in değil ama ‘Batı’nın lambasından çıkan, birkaç yıl öncesine kadar milletin gözünde bölücü ve ayrılıkçı görüntüye sahip oluşumlar, şimdi yabancı misyonların da katıldığı resmi toplantıların saygın “Sivil Toplumcu” konuklara dönüşüverdiler. Bu saygın (!) konuklar, yargısından, bürokrasisinden ve meclisinden ulusal niteliklerini tümüyle ayıklamaya zorlanan Türkiye Cumhuriyeti’nin, daha düne kadar başdüşmanı diye belledikleri ‘TeCe’ diye alaya aldıkları devletin AB kapısındaki şefaatçileri rolüne pek çabuk ısındılar. Bu rolü büyük bir hazla bir intikam hazzıyla oynuyorlar. Türkiye Cumhuriyeti şimdilik bu kılavuz kargaların peşine takılmış, belirsiz bir sona doğru büyük bir hızla sürükleniyor.” Evet, Türk Kalesi Yıkılırken bu sürüklenişin acı gerçeklerini ortaya koyuyor. Bu kitapta vatanını, milletini seven bir Türk aydınının önemli tespitlerini bulacaksınız. Mutlaka okunması gereken bir kitap Türk Kalesi Yıkılırken… Kitap Kum Saati Yayınları arasından çıktı.
Popularity: 1% [?]