Arabistan ecdamızın eserlerini yıkmaya devam ediyor

23 Aralık 2009 | admin | AnaSayfa |

Ecyad kalesinden sonra sırada Revaklar var. Ecdadımız kabenin manevi huzuru bozmamaya çok önem göstermiş, çevresine yaptığı hizmetlere dikkat etmiş ancak osmanlının haçlılara karşı yaptığı Ecyad kalesinden sonra kabedeki osmanlı revakları var.
Yazılanları sizler için derledik Arabistanda neler oluyor ?
Osmanlı İmparatorluğu döneminde tavaf alanına yaptırılan ve Kâbe’ye saygıdan alçak tutulan revakların, Kurban Bayramı sonrası başlayacak proje kapsamında yıkılacağı ortaya çıktı. Revakların yıkılması, Kâbe çevresindeki son Osmanlı eserinin tarihe karışacak olması anlamına da geliyor. Binlerce insanın giriş çıkış yaptığı ve namaz saatlerinde ziyaretçi sayısı milyonları bulan Kâbe çevresinde bugünlerde bir de inşaat yoğunluğu yaşanıyor. İnşaatı süren proje, Mekke’nin yüzünü tamamen değiştirecek.
YIKIM OCAK AYINDA 
 
Proje tamamlandığında Kâbe’nin dört bir yanı, yükseklikleri 55 katı bulan onlarca binayla çevrelenmiş olacak. Vaktiyle Osmanlı İmparatorluğu, tavaf alanında yaptırdığı revak adı verilen 500 küçük kubbeyi Kabe’den alçakta tutarak tarihe geçen bir nezakete imza atmıştı. Revakların yıkımına Kurban Bayramı’nın ve hac döneminin bitmesinin ardından başlanacak. 2010′un Ocak ayında bitirilecek olan yıkımla bölgedeki son Osmanlı eserleri de böylece tarihe karışacak. Yıkım bölgesinin daha da genişletilebileceği belirtiliyor. Daha önce de Osmanlı Kalesi olarak bilinen Ecyad Kalesi ve Osmanlı kışlası olarak bilinen kışla yıkılarak yerlerine gökdelenler dikilmişti. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Münir Atalar’a göre, revakların yıkımı Kurban Bayramı’ndan sonra gündeme gelecekse, hükümetin acilen konuya el atması gerekiyor. Atalar, şunları anlatıyor: “Ecyad Kalesi gibi tarihi bir eseri koruyamadık. Yerinde oteller yükseldi. Şimdi revaklar elden gidecek. Osmanlı, Kâbe’ye Mizab- ur Rahmet (Rahmet Oluğu) dediğimiz yağmur oluklarını altından yapacak kadar önem vermiştir. Sürre alaylarıyla her yıl Kâbe’ye değerli hediyeler ve nakit para gönderiliyordu. Şimdi bunların yaşanıyor olması ise çok üzücü.”
DERTLERİ OSMANLIYLA           
Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmed Akgündüz de projeyi değerlendirirken, “İslam aleminde Türkiye’ye karşı halkının değil, ancak idari kesimlerin problemi olan iki ülke var. Biri Suudi Arabistan diğeri Mısır” diyerek şunları söylüyor: “Kâbe gibi tarihi ve otantik olması gereken bir tarihi mabette, Osmanlı revakları hem tarihi andırıyor hem de mimari süs teşkil ediyor. Bu revaklar aynı zamanda tarihi sanat eseri… Bunun Kâbe’nin genişlemesinde bir engel olduğunu aklı başında hiç kimse söyleyemez. Üzülerek, bu ülkenin idarecilerinin Osmanlı’yla problemi olduğu ve ‘Mekke’deki her şeyde Suud damgası olsun’ anlayışı taşıdıklarını düşünüyorum. Türk Dışişleri’nin engellemek için girişimde bulunacağına eminim ancak ne kadar etkili olur bilemiyorum.”
PLANLARI MİMAR SİNAN’DAN
Mescid-i Haram’ın ortasındaki Kâbe’nin yüksekliğini aşmayan revakların planlarını Mimar Sinan hazırlamıştı. Hicretin on yedinci ve yirmi altıncı yıllarında etraftaki evler yıktırılarak Kâbe’nin avlusu genişletildi. Avlunun etrafı da duvarla çevrilip, duvarın iç kısmına da ağaç direklerin üstüne damlı revaklar yapıldı. Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Sinan’ın hazırladığı planlar, 1590′da Mimar Mehmed Ağa tarafından uygulanabildi. Avlusu genişletilmiş revaklardaki sütunlar yenilendi, yenileri eklendi. Tahta kemerler taş ve tuğlaya çevrilerek üzerlerine Türk üslubunda beş yüz küçük kubbe yapıldı.
65 bin kişilik namaz yeri var
Proje; 4, 5 ve 7 yıldızlı olmak üzere 35 otel, alışveriş merkezleri, restoranlar ve bir de 65 bin kişinin aynı anda namaz kılacağı mescidi kapsıyor. Mescitte VIP namaz yeri dahi olacak. Projenin maliyeti ise 16 milyar riyal yani 6 milyar

SABAH
25.11.2009

 

Vedat Yenerer
Suudilere Neden Hesap Sorulamıyor?

Afganistan, Sudan ve Somali başta olmak üzere dünyanın en yoksul ülkeleri Müslüman olan ülkelerdir.
Afganistan, Sudan ve Somali başta olmak üzere dünyanın en yoksul ülkeleri Müslüman olan ülkelerdir. Her kurban bayramı sonrasında Suudi Arabistan’ın yoksul ülkelere gönderdiği et yardımı konusunda tartışmalar çıkar. Ben 2001 yılında Hacı oldum ve araştırmalarım sonunda bu yardım işinin aslında büyük bir kandırmaca olduğunu resmen ispatladım.
Pakistan’da açlık ve yoksulluk çeken Müslümanlar yardım bekliyor. Peki İslam alemi ne yapıyor. Mekke’de 3 milyon hacı yüz dolar ödeyip sabah saat 11’00 gibi kurbanlarının kesildiği haberini alıp hacı oluyorlar. Sanki büyük bir ödül almış gibi Mekke’den ayrılıp bir daha arkalarına bile bakmadan gidiyorlar. 3 milyon hacı en az 2 milyon hayvan kesim işlemi en az 4 gün sürer. Çünkü Suudi makamlarının verdiği kağıtta günde 700 bin baş hayvan kesme kapasitesinin olduğu yazılı. Kesilen hayvanlar nereye gidiyor diye de not düşmüşler. İşte en büyük rezalet burada yatıyor.
Afganistan ve Sudan’a 10-20 bin baş hayvan yollanırken, Suudi Arabistan’daki fakirlere ( Haram Fakiri diye yazmışlar) 300 bin den fazla hayvan dağıtılıyormuş.
Yalan ..Yalan Yalan…
Dağıtılan hayvanları topladığınızda komik bir rakam çıkıyor. Çoğu zaman 1 milyonu bile bulmuyor. Her şey göstermelik 3-5 frigofrik araçla reklam yapılıyor. Dünyanın bütün bu yoksul ülkelerine en çok giden insanlardan biriyim ve bugüne kadar bu yardımın aldığı ve halka dağıtıldığı yönünde tek bir kelime bile duymadım. Nerede ve kime dağıtıldığı zaten bile değil.
Dünyanın en zengin ülkesi Suudi Arabistan’da bu kadar fakir var mı? Bir hayvan en az 5 kişi pay edilse 1,5 milyon fakir eder. Bu miktar Pakistan’a gönderilmediğine göre, Suudi Arabistan’da o kadar fakir insan var demektir. Bu yalana kim inanır. Kesilen hayvanların tamamı Avustralya, Kanada, Yeni Zellanda vs gibi Hıristiyan ülkelerden alınıyor. Sanki Müslüman ülkelerde hayvan yetiştirilmiyor. Suudi yöneticilerin Müslüman olduğunu söylemek için bin şahit lazım. Müslüman düşmanı bir Hıristiyan bile Müslüman’a daha insaflı davranır.
Kutsal adı verilen topraklarda satılan hediyelik eşyaların hiç biri kutsal değil. Kutsal ya da mukaddes olmadığı gibi; tamamı Tayvan, Çin ve Hindistan gibi yine Müslüman olmayan ülkelerden gelen mallar. Başörtüsünün üzerinde bile “Made in İndi” ya da “Chine” yazıyor.
 
 

 

Bu arada Kutsal demişken; dünyanın hiçbir kutsal mabedinde insanlar coplanmaz.. diyeceksiniz ki nasıl. Sayfada yerim yok, etrafınızdaki hacılara sorun, onlar iyi bilir. Tavaf yaptıkları sırada Kabe’nin köşesindeki taşı “Hacer ül esved” i öpmek isteyenlerin Suudi jandarmalar tarafından ölesiye coplandığını da kimse anlatmaz. Çünkü yalakalık diz boyudur. Bazıları o copların bile kutsal olduğunu düşünür.
Yazıklar olsun.  

Bunun hesabını soramayan, oraya her yıl gidip kendilerine götürenlere, ağırlayanlara yalakalık ve yağcılık yazıları yazan, Türk halkını bilgilendirmeyen, gözünün önündeki haberi görmeyen, üçüncü sınıf Türk medyasına daha da büyük yazıklar olsun.

Oradaki gerçek yaşam özellikle saklanıyor. Bunların başını da Suudi yalakası, hurafeci ve Atatürk düşmanı Türk gazeteleri ve televizyonları çekiyor.

Türk medyası Mekke ve Cidde’deki alışveriş merkezlerini ve dükkanların raflarını 20 dakika boyunca haber yapıyor. Ama, alışveriş merkezinin 100 metre yanında 24 saat ışıl ışıl aydınlatılan ünlü Türk Düşmanı, Suudiler için kahraman, İngiliz Arabistanlı Lavrance’ın ihtişamlı bir müze haline getirilmiş evinden söz etmiyor. İçimden suratlarına tükürmek geliyor. Bana göre esas sorumlular onları oraya gönderen ve gerçek haberleri istemeyen işbirlikçi ve yalak müdürlerdir.

Mekke’nin 10km. dışına çöle giderseniz yüz binlerce baş koyun, keçi ve deve leşi görürsünüz. Ben fotoğraf makinemle çöle gidip rezaleti görüntüledim. Sayfada yer işgal etmesin diye yayınlamıyorum.

Dünyanın geri kalmış ülkelerinden gelen duyarsız toplumları bir kenara bıraktım. Türk hacılardan ve politikacılardan da tık yok. Bir allahın kulu çıkıp sadece boğazı kesilip kanı akıtılan ve daha sonra çöle kamyonlarla götürülen hayvanlara yönelik bu katliama “ dur” diyen yok. Tam tersine bayramın ikinci gününden itibaren Türk hacılar aralarında para toplayıp dili için deve kestiriyorlar. Şekere vs iyi geliyor diye hayvan kestiriliyor ve gerisi aynen çöle kamyonlarla dökülüyor. Çok şaşıracaksınız ama deve dili Suudi Arabistan’da karaborsada satılıyor. Fiyatı yükselten de Türklerin ta kendileri…

Ne kadar utanç verici değil mi?
Şimdi bunları yazdım diye bu tipler beni işlerine gelmeyenleri yazanları suçladıkları gibi beni de “ din düşmanı “ ilan edebilirler.

Gerçekleri saklarsam hacı sayılırım ve “Allah kabul etsin” derler. Ama saklanan gerçekleri yazarsan “ din düşmanı “ yapı verirler.

Çok şükür ki bu vatanı işgalcilerle birlikte işbirlikçiler kurmadı…
internetajans.com

 Ecyad Kalesi’ nin Yerinde Lüks Otel!..

Erdem Yücel                                                                                                            

Kurban Bayramında gazetelerin birisinde ilginç bir haber vardı; “Kâbe’ye Nazır Yatak Odası”. Haberin ayrıntısında, toplam yedi kuleden oluşan, Kral Abdülaziz Kutsal Kent Hizmetleri Vakfı’na ait arazı üzerinde yapılmıştır. Zemzem Tower’in Kâbe’ye yönelik bu bölümünde “Stüdyo”, “Küçük”, “Büyük”, “Emirlik”ve “Kral Dairesi” olmak üzere süitler bulunuyormuş. Osmanlı’dan arta kalan, 350 yıllık Ecyad Kalesi’nin yerine dikilen Zemzem Tower’in Kâbe manzaralı süitleri 950.000 YTL ile 5.700.000 YTL arasında değişiyormuş. Bunun yanı sıra da Mina’daki şeytan taşlama bölgesi yeniden düzenlenerek, VIP konukları için altı katlı yollar, helikopter pistleri ile izdiham nedeniyle hacı adaylarının ölümlerinin de önüne geçilmesini ön gören projeler hazırlanmış.

Suudi’lerin bu girişimi ile İslamiyet’teki sosyal eşitlik ilkesinin ortadan kalkması bir yana, zenginler haç görevini eziyetsiz, diğerleri de bin bir cefa içerisinde eda edecekler. Kısacası Suudiler petrol zenginliğinin yanı sıra, Müslümanlığı ileri sürerek kazanç sağlamak peşinde oldukları da bir kez daha ortaya çıkmış oluyor. Bunun için de Osmanlı’dan arta kalan eserlerden Ecyad Kalesi de yıkılarak ortadan kaldırılmıştır.

Tarihte Arap toplumunun saldırılardan korumak için kalede bekleyen askerlerin yerini, yüzyıllar sonra Kabe’ye yönelik odalarında, bir elleri yağda bir elleri balda keyif içerisinde Hac farizasını yetine getirecek yan gelip yatan zenginler alacak!..
Allah katında da bunlar hacı sayılacaklar!..  
Ecyad Kalesi Osmanlılar tarafından Kâbe’yi korumak amacıyla yaklaşık 350 yıl önce yaptırılmıştır. Suudiler kalenin yıkılmasını bölgenin güvenliğinin kendileri tarafından sağlandığını, bu nedenle de artık kaleye gereksinim kalmadığını belirtmişlerdir. Ayrıca Ecyad Kalesinin kutsal bir kimlik taşımadığını da belirtmişti. Bu gülünç iddiayı ise Suudi Eğitim Bakanlığı Tarihi Eserler Dairesi, kalenin yıkımına gerekçe olarak göstermiş. Buna karşılık Arapları Osmanlılara karşı kışkırtan İngiliz casusu Th. Edward Lawrance’nin kaldığı Osmanlı evi restore edilip müzeye dönüştürülmüştür. Müzenin kapısındaki kitabede “Bu ev, Osmanlı’ya karşı bağımsızlık savaşı veren Suudilere yardımcı olan İngiliz Thomas Edward Lawrence tarafından karargâh olarak kullanılmıştır” yazılıdır. Oysa aynı Th. E.Lawrance “BilgeliğinYedi Sütunu” isimli anılarında Araplarla ilgili hiç de güzel sözler söylememişti. Yakın tarihlerde Cidde, Mekke ve Taif’deki Osmanlı evleri de yıktırılmıştır. Yine aynı şehirlerdeki Osmanlı şehitliklerinin üzerinden buldozerler geçirilmiştir.

Kısacası bütün bunlar UNESCO kararlarını hiçe sayan kültür yıkımlarıdır. Başka bir deyişle kültür soykırımıdır.
 Suudi Kralı Fahd, Yavuz Sultan Selim’den itibaren Osmanlı hükümdarlarının kullandığı, Mekke ile Medine’nin hizmetkârı anlamına gelen “Hâdimu’l Harameyn-i Şerifeyn” unvanını sahiplenmişti. Murat Bardakçı’nın belirttiği gibi bu unvanı kutsal toprakların hizmetkârı olarak değil de hâkimi olarak hareket etmişlerdir.

Kuşkusuz, Ecyad Kalesinden sonra sıra neye gelecek diye düşünenler olacaktır. Kâbe’nin çevresindeki revaklar da Osmanlı eseridir. Kâbe örtüsünün altındaki yapı da XVII. yüzyılda Osmanlılar tarafından yapılmıştır. Sultan I.Ahmet, 1612’de Kâbe’yi yenilemiştir. O yıllarda hacdan dönen hacılar padişaha Kâbe’nin perişanlığını duyurmuşlar. Bunun üzerine Sultanahmet Camisi’nin mimarı Sedefkâr Mehmet Ağa ve Osmanlı usta ve işçileri o yıllarda Kâbe’nin Hz. İbrahim zamanından kalma temellerine kadar inmiş, duvarları yenilemiş ve bugünkü görünümüne getirmişlerdir. Bu arada Kâbe üzerindeki altın oluk da yerine yerleştirilmiştir. Kapıdaki gümüş kitabenin yerine de som altından kitabe yerleştirilmiştir. Bu konuda Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın “Risâle-i Mimâriye- Mimar Mehmet Ağa-Eserleri “ isimli makalesinde, Topkapı Sarayı arşivindeki “Zübdetü’t- Tevârih, Kâtip Çelebi’nin Fezlekesi bu konuda ayrıntılı bilgiler vermektedir.

Osmanlı eserlerini yok eden Suudiler, acaba Kâbe’yi de diğer Osmanlı eserleri gibi yıkacaklar mı?

Ecyad Kalesi başta olmak üzere Osmanlı eserlerine karşı bir tutum izleyen Suudiler’in bu davranışlarının ardında acaba Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın büyük dedesi Abdullah bin Suud’un İstanbul’da idam edilişinin payı var mı? Bilemiyoruz. Cevdet Paşa Tarihinden ve Murat Bardakçı’dan öğrendiğimize göre XIX. yüzyılın başında Osmanlı devletine isyan eden Abdullah bin Suud Mekke ile Medine’yi yakıp yıkmış, on binlerce insanı öldürmüştü. Bu isyan bastırılmış, yakalanan Abdullah bin Suud İstanbul’da üç gün boyunca sorgulandıktan sonra 27 Şubat 1820’de idam edilmişti.

Ecyad Kalesinin yıkımından sonra Türkiye Cumhuriyeti ne yaptı?

Dışişlerinin birkaç girişiminden sonra olay unutulup gitti. Tâ ki yerinde “Zemzem Tower” yükselene kadar. Birkaç yıl Hac görevi ertelenerek bu yıkım protesto edilebilirdi. Bunların hiç birisi olmadı, yapmaya da yürek ister… 
kenthaber.com - Erdem Yücel

 

Hüseyin H. Serdar -Ortadoğu Gazetesi          
Ecyat Kalesi, Sevda Tepesi ve Gurur
Suudi Krallığının akıl dışı uygulamalarından birini 2002 yılında görmüştük.“Haşmetmeap, Ecyat Kalesini niçin yıktınız, benzerini bir yere yaptınız mı” diye sormuş mudur ?
Dış İşlerinden bir Allah’ın kulu ;

Ya da, Başbakanlıktan bir yetkili durumu hatırlatıp inceden inceye bir fırça kaymış mıdır ?

Ne gezer !…

***

Görgüsüz Kral ailesine Türkiye’nin altın anahtarını vermedik o kadar.

Etrafında pervane olduk.

***

Halbuki bu zat-ı muhteremler, Türk milletine ne gözle baktıkları bilinir.

Bütün hayvanatları bile bize üstün tutarlar, Osmanlıya ihanet edenleri de taltif ederler.

İsyan sırasında İngiliz ajanı, Türk düşmanı Lawrence’ in Cidde’ de bir süre oturduğu evi tamir ettirip girişine de “Bu ev, Osmanlıya karşı bağımsızlık savaşı veren Suudilere yardımcı olan İngiliz asıllı Thomas Edward Lawrence tarafından karargah olarak kullanılmıştır.” diye yazdıran da bunlardır…

Şimdi bu ailenin fertleri için yasalarımızı, yönetmeliklerimizi ayaklar altına alacağız.

Hadi diyelim ki bu Arap şeyhleri densizce işler yapıyor, uyarılara aldırış etmiyor.

Peki, bizim yöneticilerimiz olanlara aldırmıyor mu ?..

***

Ne oldu “Devlette devamlılık vardır” ilkesine ?..

Sordunuz mu Suudi şeyhine, sordunuz mu hesabını ?

2002 de Kültür Bakanlığının başlattığı takibin sonucu ne oldu ?

Yoksa, dolarlar ve ortaklıklara feda mı ettik gururumuzu !..

03.10.2006 Ortadoğu Gazetesi

 

Hicaz Valisi Osman Paşa tarafından mübarek toprakları korumak için Bülbül dağında Kabe’ye hakim görüntüsü olan eski kale “askeri mimariye” uygun bir şekilde düzenlenir.

Bülbül dağı Mekke’nin en yüksek arazisidir ve kale dış surlarıyla birlikte 23 dönümdür.

***

Kral hazretleri Arabistan yarımadasındaki Türk izlerini sile sile gelip kaleye dayanır.

“Hacılara ve Mescid-i Haram’a hizmet için Kaleyi yıkılacaktır.”

Kale de, belli bir dönem Türk mimarisini yansıtan, “insanlığın ortak kültür mirası” olarak değerlendirilen bir eserdir.

***

Kepçenin kahpe vuruşları başladığında konuyla ilgili Bursa Hakimiyet’ te bir makale yazmıştım.

2002 yılının sonlarına doğru Kale’ ye dozerler dayanınca Kültür Bakanlığımız UNESCO nezdinde olayı protesto etmiş, ayrıca Suudi Elçisini de uyarmıştı.

Ne çare !..

Çok katlı Oteller hızla gökyüzüne uzandı, hizmete hazır hale getirildi.

***

Türk’ten hoşlanmayan zihniyet Türk eserlerinden hoşlanır mı ?

Yine bu Suudi zihniyeti yıllar önce Mescid-i Haram’a atalarımızın yaptığı bölümleri, revakları yıkmaya teşebbüs etmemiş miydi ?

Ama o zaman Türk kamuoyu, yönetimi ayağa kalkınca Kraliyet geri adım atmıştı.

Fakat Ecyat kalesi birkaç günde yerle bir edildi !

***

Şimdi aynı kral hazretleri eteklerini tuta tuta İstanbul’da Boğaziçi’nde Saray yapmaya uğraşıyor.

Merhum Özal zamanında, 1984 yılında “Prens Abdullah Bin Abdülaziz” e satılan “Sevda Tepesi” için kıyamet kopuyor.

İstanbul Belediyesi, “aman Kralı darıltmayalım” diyerek burasının imar durumunu değiştirmek için çareler arıyor.

Bulurlar…

***

Türk Kalesi Yıkılırken

Hüseyin Özbek - Kum Saati Yayınları 

Gazetemizin yazarı, İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Hüseyin Özbek’in Türk Kalesi Yıkılırken adlı kitabı ikinci baskıyı yaptı. Ufuk Ötesi gazetemizde, Yeni Hayat Dergisi’nde ve İstanbul Barosu Bülteni’nde yazdığı yazıların bazılarından seçme yapılan kitapta, Ecyad Kalesi’nin yıkılışından başlayarak Türkiye’nin sürüklendiği belirsizlik konu ediliyor. Bakın bu kitabın içeriğini yazarı nasıl açıklıyor: “ABD ve AB’nin kendileri dışındaki ulusal devletlere ve mazlum milletlere karşı sürdürdükleri çözme, çökertme, teslim alma operasyonlarını örtmeye ve perdelemeye yarayan büyülü bir sözcük icat edildi. Sivil Toplumculuk. Sivil Toplumculuk önünde -tıpkı Aladdin’in sihirli lambasından çıkan cin misali- her kapı ardına kadar açılıyor; beyinler düşünsel dengeyi, sağduyuyu kapı dışarı ediyor… Milletlerin geçmişten geleceğe doğru olan yürüyüşlerinde çekilen acılar, özveriler, ulaşılan zaferlerin bileşkesi olan ulusal hafıza, yani tarih bilinci ve bilgisiyle birlikte içgüdüsel yön duygusu kayboluyor. Alaaddin’in değil ama ‘Batı’nın lambasından çıkan, birkaç yıl öncesine kadar milletin gözünde bölücü ve ayrılıkçı görüntüye sahip oluşumlar, şimdi yabancı misyonların da katıldığı resmi toplantıların saygın “Sivil Toplumcu” konuklara dönüşüverdiler. Bu saygın (!) konuklar, yargısından, bürokrasisinden ve meclisinden ulusal niteliklerini tümüyle ayıklamaya zorlanan Türkiye Cumhuriyeti’nin, daha düne kadar başdüşmanı diye belledikleri ‘TeCe’ diye alaya aldıkları devletin AB kapısındaki şefaatçileri rolüne pek çabuk ısındılar. Bu rolü büyük bir hazla bir intikam hazzıyla oynuyorlar. Türkiye Cumhuriyeti şimdilik bu kılavuz kargaların peşine takılmış, belirsiz bir sona doğru büyük bir hızla sürükleniyor.” Evet, Türk Kalesi Yıkılırken bu sürüklenişin acı gerçeklerini ortaya koyuyor. Bu kitapta vatanını, milletini seven bir Türk aydınının önemli tespitlerini bulacaksınız. Mutlaka okunması gereken bir kitap Türk Kalesi Yıkılırken… Kitap Kum Saati Yayınları arasından çıktı.

Popularity: 1% [?]



Yorumlar

Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!






Tbc-Tv

Güncel Haberler

Sağlık Haberleri

Hava Durumu

Günün Sözü

Son Yorumlar



Design by: Sosyetiq.Com. Turkce Duzenleme Wptema.com

Copyright © 2010 Türk Birliği Cephesi